CEMAAT KAVRAMINDAKİ ANLAM SAPMASINI DÜZELTMEK ÜZERİNE

Dr. Mehmet SÜRMELİ

11-01-2021 20:26


Yüce Allah, Müslümanların vahdet hâlinde yaşamalarını emretmiş ve şu ayette olduğu gibi tefrikayı yasaklamıştır: “وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ” “Hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, ayrılığa düşmeyin! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi oradan kurtardı. İşte Allah, ayetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.”[1] Bu ayetteki tutunulması gereken “Allah’ın ipi” ile kastedilen; Kur’an-ı Kerim, İslâm, İslâm Dini’ne iman eden Müslümanların tamamı; İslâm cemaati, Allah’ın dini ve Yüce Allah’ın Kur’an’da yerine getirilmesini emrettiği ahitlerdir.[2]

Yukarıdaki anlamlara göre cemaat; Kur’an ve onu getiren peygamberin etrafında iman üzerine birleşip Allah’ın tekliflerini kayıtsız şartsız yerine getiren nitelikli Müslümanlardır. Hz. Lokman, oğlunun böyle bir topluluk içerisinde saf tutmasını istemiştir. Hz. Peygamber de “Cemaatten bir karış ayrılanın İslâm ile bütün bağlarının kopacağını” beyan etmiştir.[3] Hz. Lokman’ın çocuğuna Müslümanlar arasında saf tutmayı öğretmesi siyasal terbiyenin de Müslüman çocuklarına erken verilmesine delalet eder ki Allah Teâlâ bu durumu ayette şöyle açıklamıştır: “وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ” “(Ey oğulcuğum!) Bana yönelenlerin/Müslümanların yoluna tâbî ol. (Öldükten) sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.”[4] Bu uyarı ile Müslüman bir şahsın çocuk bile olsa kâfirlerle beraber olması, onlarla birlikte pakt oluşturması ve siyaset yapması yasaklanmıştır. Şayet çocuklara bu bilinç verilmeyecek olursa ilerde bu insanlar Müslümanlarla beraber camilerde namaz kılarlar, daha sonra da kâfirlerle; masonlar, Marksistler ve kapitalistlerle birlikte siyaset yaparlar. Müslümanların kâfirlerle birlikte siyaset yapıp Müslümanların aleyhine karalar çıkarması veya makro plânda dünya ticaret merkezi ağırlıklı emperyalist siyasete elaman yetiştirmesi; Müslümanları böyle bir siyasetin yolunu açmak için ucuz oy deposu olarak kullanması elbette küfürdür. Bu bağlamda anne-babanın çocuklarını İslâm toplumunun doğal üyesi oldukları bilinciyle erken yaşta yetiştirmeleri ve saf tutacakları yerin açık adresini öğretmeleri esastır. “Oğlum sen bu işlere karışma” diyerek çocukları saf dışına itmek ve onları korkak yetiştirmek şeytani bir eylemdir.

Cemaat olma bağlamında Hz. İbrahim üzerinden örnekler veren Yüce Allah, onu “tek başına ümmet” olmakla taltif etmiştir.[5] İnsanın tek başına ümmet olabilmesi için bazı ilahi sınavlardan geçmesi gerekir ki müfessirler bu deneme alanlarını şöyle açıklamışlardır:

“Allah Teâlâ; Tevbe suresi 112. Ayet, Mü’minun suresi 1-10. Ayetler, Ahzab suresi 35. Ayetin anlam alanlarına göre otuz konuda Hz. İbrahim’i denemiştir.”[6] Hz. İbrahim’i denemiş olduğu otuz konu ve bu otuz konudan almamız gereken dersler şunlardır:

1-Yakıni anlamda ve ihsan halinde Allah Teâlâ’nın varlığına ve birliğine iman; yaratmada ve emretmede Allah’tan başka hiçbir varlığı ya da kurumu kabul etmemek. Yaratma ile emretmenin arasını ayırmadan bütüncül bir imana sahip olmak. Bütün peygamberler yaratmada ve emretmede Allah’ın birliğini ve eşsizliğini tebliğ etmişlerdir. Zira yaratmak ile emretmenin arasını ayırmak ve emretmeyi başka varlıklara tahsis etmek şirktir.

2- Allah(cc)’ın farz kıldığı bütün ibadetleri O’nu görüyormuş gibi; ihsan makamında, zamanında ve şartlarına uygun olarak eda etmek. İbadet hem bir kulluk borcu hem de kişinin zihninin ve ahlakının tezkiyesine etki eden en önemli faktördür. Farklı formlarda olsa da peygamberlerin şeriatlerinde ibadetler vardır; ibadetsiz şeriat yoktur.

3- Cihada devam. Cihadsız bir dinin var olamayacağını bilip zamana ve şartlara göre fıkıh yaparak daima cihad halinde olmak. Âfakî ve enfüsî alanda cihadı ihmal etmemek. Hz. Âdem’den beri peygamberlerin tamamı hâkimiyet mücadelesi vermiştir. Amaç getirdikleri İslâm’ı hayata egemen kılmaktır. Bu amacın tahakkuku için de cihadsız peygamber olmamıştır.

4- Namaza aksatmadan devam etmek. Nafile namazlarla da Allah’a daha çok yaklaşmaya vesile aramak. Ayrıca çocuklar başta olmak üzere tüm aile fertlerini namaza müdavim hâle getirmek. Namazı ikame eden bir nesli yetiştirmeye çalışmak.

5- Zekâtı hak sahiplerine vermek. Fakirlik problemini çözmeye katkı sağlamak. Malın gerçek sahibinin Allah olduğunu hatırdan çıkarmamak.

6- Oruç tutmak. Farz, vacip ve nafile oruçları tutarak nefsi açlık, susuzluk, şehevi arzu ve isteklere karşı dayanıklı hale getirmek.

7-Ma’rufu emretmek; İslâm’ın emirlerini insanlara duyurmak ve ma’rufun hâkim olduğu bir dünya için çalışmak. Mutlak ma’rufun İslâm Dini olması münasebetiyle dine davete önem vermek. İslâm’ı alternatif bir sistem hâlinde dünyaya deklare etmek.

8- Münkeri; dinin onay vermediği söz ve davranışları yasaklamak. İdeolojilerin propagandasını yapmamak. Yararsız söz ve eylemle meşgul olmamak. Bireysel veya kolektif işlenen hiçbir kötülüğe karşı kayıtsız kalmamak. Marufu emredecek ve münkeri yasaklayacak bir konuma yükselebilmek için gayret sarf etmek.

9- Yapılan hata ve günahlardan dolayı anında tövbe etmek. Hatalar ve günahlar üzerinde ısrar etmemek. Daima istiğfar hâlinde olmak. Kebire işlemeyip küçük günahlar üzerinde ısrar etmekten sakınmak.

10-Allah Teâlâ’nın verdiği ve vermediği bütün nimetler sebebiyle O’na hamd ve şükretmek. Özellikle şükrün fiili bir tarafının olduğunu bilip farzlara sarılmanın ve sünnetleri yaşamanın şükürden olduğunu idrak etmek. Özellikle de herkesin şükrünün kendi konumuna göre olduğunu unutmamak.

11-Cemaata devam. Hem vakit namazlarına devam etmek hem de İslâm cemaatinden hiç ayrılmamak. Zalimlerle ortak hareket etmemek ve onlara meyletmemek. Grupları cemaat yerine koyarak bireysel kanaatleri dinleştirmemek.

12-Mü’minlerle ortak hareket edip her zaman onlarla beraber olmak. Müslümanlar aleyhine kâfirlerle ortak siyaset yapmamak; velayeti ve emir makamını kâfir, zalim, fasık ve münafıklara vermemek.

13- Dini emir ve sınırlara riayet edip haramlara düşmemek ve şüphelilerden uzak durmak. Yediklerine ve içtiklerine dikkat etmek. Takva ve verayı meleke hâline getirmek.

14-Allah Teâlâ’ya mutlak teslimiyet. Hayatın bütün alanlarını vahiyle anlamlandırmak. Hayatın derinlik, uzunluk ve genişlik boyutlarını Rabbani hükümlere göre tanzim etmek.

15- Kendisine emniyet edilen bir kimse olup şahsında güvenlik alanı oluşturmak; hakka mü’min olmak. Allah Teâlâ’nın ve insanların hukukuna ihanet etmemek.

16- Emanete riayet etmek; aklını güzel kullanıp şer’i teklifleri Hz. Peygamber’i örnek alarak yerine getirmek. Dini emirleri azimet fıkhı içerisinde eda etmek. Kendi namusunu ve insanların namuslarını korumada azami gayreti göstermek.

17- Ahde vefa; ruhlar âleminde Allah’a verilen sözü; yapılan misakı zihinde canlı tutup bu bilinçle hayatı devam ettirmek. Ayrıca insanlarla yapılan sözleşmelere riayet etmek.

18- Havf ve reca; korkuyla umut arası bir hayat yaşamak. Allah Teâlâ’nın rahmetinden umut kesmemek ve gazabından da emin olmamak.

19- Lağvı terk etmek. Dünyamıza ve ahiretimize yarar sağlamayan söz ve davranışlardan uzak durmak. Gıybet, iftira, laf taşıma ve dedikodudan kaçınmak. İslâm’ın dışında hiçbir dinin ve dünya görüşünün tebliğini yapmamak.

20- İffeti korumak; zinaya götüren yollardan ve zinadan uzak durmak. Allah’ın(cc) tesettür emrine Hz. Peygamber’in eşlerinin ve kızlarının modelliğinde bir ibadet şuuruyla riayet etmek.

21- Evlilik hukukuna saygı; eşlerin karşılıklı olarak birbirinin haklarını gözetip yuvalarını cennete çevirmeleri gerekir.

22- Haddi aşmamak; hayatın hiçbir alanında Allah’ın ve Resulü’nün emirlerine karşı gelmemek. Dinin içerisine bir şey eklememek ve dinden olanları da atmamak. İslâm Dinini tarihsel bir metin olarak algılamamak. Küfür ve bidatlerden uzak durmak. İdeolojileri din yerine koymamak.

23- Allah’a boyun eğmek; mutlak bir itaatla ilahi emirleri yerine getirmek. İlahi emirler karşısında insanın seçme hakkının olmadığını bilmesi.

24- İnfak ahlakıyla bezenmek; kişinin, Allah’ın verdiği malda “müstahlef” olduğunu bilip ihtiyaç sahipleriyle elindekileri paylaşmak. Cömertlik davranıp fakirlikten korkmadan yerinde ve zamanında hak sahiplerine harcamada bulunmak.

25- Sıdk; “yalanla imanın bir arada bulunamayacağını” bilip doğru sözden ve doğru davranışlardan ayrılmamak. Hiçbir durumda yalana tevessül etmemek.

26- Sabır; Allah’ın emirlerini yerine getirmek, haramlarından kaçınmak, ibadetleri vaktinde eda etmek, başa gelen semavi belalara rıza göstermek ve kâfirlerin saldırılarına karşı yılgınlık göstermeden yola devam etmek.

27- Huşu; zahirimizi dinin prensiplerine uygun hale getirdiğimiz gibi iç dünyamızı da mamur edip Allah Teâlâ’yı görüyormuş gibi bir hayat yaşamak.

28- Allah’ı zikir; ezeli ahde vefa göstererek hayatı Kur’an ve sünnetle anlamlandırmak; murakabe bilinci içerisinde bir hayat sürmek. Adını dilimizden düşürmediğimiz rabbimizi kalbimizden de hiçbir an çıkarmamak.

29- Şahitliği adil yapmak; yalan yere şehadette bulunmanın en büyük suçlardan olduğunu bilip insanların lehinde veya aleyhinde cahilce beyanatta bulunmamak.

30- Zihni ve gönlü kötülüklerden tezkiye etmek; Allah’la beraber başka bir varlığa gönülde yer vermemek; İslâm’ın dışında din ve dünya görüşlerini kurtarıcı kabul etmemek. Sentezci bir imana sahip olmamak; politeist yaşamdan uzak durmak. Bu otuz konudan ayrı olarak Hz. İbrahim(a.), hicretle (İbrahim 37), çocukları olmamakla (Hud 72; Zariyat 29), oğlunu kurban etme talebiyle (Saffat 101-105) ve babasının küfrü tercih etmesinden dolayı ona karşı ilişkileriyle de denenmiştir. (Mümtehine 4; Tevbe 113). İbrahim Peygamber(a.) bu denenme alanlarının hakını verdiği için toplumsal önderlik ve liderlik makamına layık görülmüştür. Kısacası önce liyakat kazandırılmış, sonra görev tevdi edilmiştir. Bunun anlamı; layık olmayana görev vermek sünnetullaha ayırııdır. İslâmî yönetimle tağuti yönetim arasındaki kırılma noktası burasıdır.

Cemaat; mutlak hakikatte ittifak edip bir araya gelen nitelikli Müslümanlardır. Az önceki saymış olduğumuz nitelikler içselleştirilmeden de cemaat olunmaz. Gençlerimize cemaat böyle tanımlanmalıdır. Cemaatin bu ilmi tanımına karşılık farklı gruplar ve klikler hakikat temsilciliğinde mutlaklaştırılacak olurlarsa; kendi yapılanmalarını din yerine koymaya başlarlar ve kendileri gibi düşünmeyenleri küfürle itham edebilirler. Bu vahim anlayışa göre birbirlerinin kanını dökmekten bile kaçınmazlar. İslam dünyasında bunun onlarca örnekleri vardır. Bu hassas dengeyi gözeterek çeşitli dini ve sosyal grupların sadece kendilerini cemaat diye lanse etmeleri Müslümanların geleceği ve vahdeti için büyük bir tehlikedir. Nitekim kavram kargaşası yaşayan bütün halkı Müslüman toplumlarda bu sıkıntı hâlâ yaşanmaktadır.

İslâm dünyasının birçok yerinde hareket önderleri cemaat hareketlerindeki sapmalarla ilgili çalışmalar yapmışlardır. Konuyla alakalı Mısır’dan, Sudan‘dan, Pakistan’dan, Filistin’den, Suriye İhvanı’ndan ve diğer halkı Müslüman ülkelerden onlarca çalışma yapılmıştır. Sapmaların başlıkları tek tek belirlenmiştir. Bu çalışmalar çok değerli olmasına rağmen, bizim kanaatimize göre sapmalar cemaatten ve hareket yapısından değil; gerçek anlamda cemaat olamamaktan kaynaklanmaktadır. Cemaat olmak çay toplantısında buluşmak gibi basit bir eylem değildir. Konumuzun başında vermeye çalıştığımız ayetler içselleştirilip irademizi vahyin potasında eritmeden; enaniyet ve kibirden vazgeçip Müslümanların maslahatlarını bütün şahsi menfaatlerin önüne geçirmeden, işi ehline vermeden, dünya sistemiyle hesaplaşmanın fıkhını yapıp yol haritasını belirlemeden, sistemin yerel iş birlikçilerine kimliğimizi teslim etmeyip onların gayrı meşruluğunu kendilerine yüksek sesle söylemeden, bize biçilen müsaadeli imanı terk etmeden, kurallarını dünya ticaret merkezinin koyduğu yörünge siyasetini reddetmeden, sağ-sol kamplaşmasından çıkıp dini kimliğimizi kuşanmadan, hayatın her alanında adaleti hakim kılmadan, şurayı tabana yayıp bireysel düşünceleri dinleştirmekten vazgeçmeden, sorunlarımıza ve İslâm dünyasının her türlü sorunlarına çözümcül projeler ortaya koymadan kesinlikle cemaat olunamaz.

[1] Âl-i İmran 3 / 103.

[2] Maturidi, Te’vilat, c. II, s. 445-6.

[3] Maturidi, age., C. II, s. 445.

[4] Lokman 31 / 15.

[5] Bk. Nahl 16 / 120.

[6] Taberi, Ebu Cafer, Cami’u-l Beyan, c. l, s. 572.

MEHMET SÜRMELİ

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Cemil GÜL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE