|
Allah Resulü Hz Muhammed efendimiz, bizlere bir çok konuyu hikayelerle öğretmiştir. Bunun için biz de O’nun bu güzel yoluna uyarak, onun anlattığı hikayeleri sizlerle paylaşmak istedik. Bizlerden çok önceleri yaşamış topluluklardan birini yöneten bir hükümdar ve onun da bir sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca hükümdara;
Ben yaşlandım, bana bir genç gönder de ona bilgilerimi aktarayım. Böylece bilgilerim benimle mezara girmekten kurtulmuş olur. Siz de bu bilgilerimi benden sonra da kullanırsınız, der. Hükümdar bu akıllı adamın teklifini olumlu karşılar. Ona bilgilerini öğretebileceği zeki bir genç gönderir. Genç bir müddet sihirbazın yanına gider gelir. Bu şekilde sihir öğrenmeye başlar. Ama bir gün yolu üzerinde alim bir adama rastlar. Onun yanına giderek onun sözlerini dinler. Alimin sözleri genci çok etkiler ve oldukça hoşuna gider. Bundan böyle sihirbazın yanına giderken alimin yanına uğramadan geçmez. Genç, alimin sohbetlerini dinlerken sihirbazın yanına gitmekte bazen geç kalır. Bu durum sihirbazı kızdırır. Geç kalmasından dolayı delikanlıyı azarlamaya başlar. Sihirbazın azarı tabi ki genci rahatsız eder. Bu durumu alime söyler ve yanına bir müddet uğrayamayacağını bildirir. Ancak alim gencin bu sözleri üzerine ona; Bak delikanlı şayet geç kaldığın için sihirbaz seni dövecek olursa, ailenin bırakmadığını, ailen geç kaldığın için kızarsa sihirbazın seni bırakmadığını söylersin, der. Bu teklif gencin aklına uyar. Bundan sonra alimin dediğini yapar. Bir müddet böyle devam eder. Hem sihirbazdan dayak yemekten, hem de ailesinden söz işitmekten kurtulmuş olur. İşte günler böyle geçerken garip bir olayla karşılaşır. Alimin yanına giderken yoldaki insanların yolunu kesen büyük vahşi bir hayvanla karşılaşır. O kendi kendine şöyle der; İşte şimdi alimin mi yoksa sihirbazın mı daha üstün ve doğru olduğunu anlamam için bir fırsat. Acaba sihirbaz mı yoksa alim mi Allah’a daha sevimliydi. İşte bunu öğrenecekti. Eline kocaman bir taş alır ve şöyle dua eder; Allah’ım sen her şeyi en iyi bilensin. Bana senin razı olacağın yolunu göster. Şayet alim Sana daha yakın ve sevimliyse bu taşla şu canavarı öldür ki insanlar rahatça yollarına gitsinler. Bu güzel ve samimi niyetle elindeki taşı canavara fırlattı. Sonra da gözlerini kapattı. Taş havada uçtu uçtu doğruca vahşi hayvana isabet etti. Genç oldukça heyecanlı bir şekilde sonucu bekliyordu. Sözleri hoşuna giden alimin doğru çıkmasını istiyordu. Çünkü o kendisine faydalı bir çok bilgi öğretmişti.Allah’ın her şeye gücünün yettiğini öğretmişti. O’nu sevmenin ebedi mutluluğa götüreceğini öğretmişti. Allah’tan başka varlıkların ilah olamayacağını, onlara ibadet edilemeyeceğini öğretmişti. İşte bu duygularla taşın canavar üzerindeki etkisini bekliyordu. Ve orada bulunan halkın sevinç çığlıklarını duydu. Gözlerini açtı. Bir de ne görsün! Canavar boylu boyunca yere serilmiş ve insanlarda onun vereceği zarardan kurtulmuştu. Genç Allah’a şükretti. Demek ki gerçekten alimin anlattıkları doğru şeylermiş. Bundan sonra onun sözlerine daha da dikkat edeceğine dair kendi kendine söz verdi. Genç yaşadığı bu olayı alime anlatır. Alim gence sevgi dolu gözlerle bakar. Delikanlı gerçekten bilgisinde ilerlemişti. Alim adam gencin bu duyarlı davranışından dolayı onu kutlar. Sonra da ona şunları söyler; Evladım sen artık ilimde beni de geçtin. Bundan sonra yüreğini kuvvetli tut. Çünkü sanıyorum bir takım imtihanlarla karşılaşacaksın. Şayet böyle bir durumla karşılaşırsan sakın benim adımı verme. Tamam mı bilgin oğlum, der. Genç, hocasının bu sözleri karşısında oldukça etkilenir. Ona, adını gizli tutacağını söyler. Genç yaşadığı bu garip olaydan sonra ilimde oldukça ilerler. Allah’ın izni ve yardımıyla bir çok hastalığı iyileştirir. Ülkenin dört bir yanından gencin yanına tedavi olmaya gelenler vardır. Doğuştan kör olanları, deri hastalığını ve daha bir çok hastalığı da tedavi eder. Onlara bu gücü kendisine Allah’ın verdiğini ve şifanın da ancak Allah’a ait olduğunu söyleyerek onları iyileştirir. Kendisine pay çıkartarak, Allah’a asla nankörlük etmez. Allah’ta bunun mükafatı olarak onu hekimlik alanında daha da başarılı kılar. Tabi bu arada kral gencin sihirbazın yanına gittiğini ve ondan sihirbazlığı öğrendiğini düşünüyordu. Bunun için de gencin bu gücünün sihirden kaynaklandığını sanıyordu. İşte kralın yakın arkadaşlarından gözleri görmeyen birisi gencin bu yeteneğini öğrenir. Doğruca gencin yanına gider. Müslüman gence; Delikanlı senin çok büyük bir hekim olduğunu söylüyorlar. Sen her derde şifa buluyormuşsun. Benim durumumda olanları da iyileştirmişsin. Şimdi bana da görmemi sağlarsan seni çok değerli hediyelerle ödüllendiririm,der. Genç, adamın bu sözleri üzerine ona, Allah’a olan inancını şu şekilde dile getirir; Evet ben hastaları iyileştirebiliyorum. Hem de doğuştan görmeyen insanların gözlerini de iyi edebiliyorum. Onların dünyayı ve yaratan Allah’ın tüm güzelliklerini görme imkanı sunabiliyorum. Ancak şunu unutmamak gerekir. Bunları ben ancak Allah’ın izni ve yardımıyla yapabiliyorum. Çünkü şifa ancak ve ancak Allah’a aittir. Şayet sen Allah’a inanırsan ben de O’na dua ederim ve senin iyileşmeni sağlarım. Çünkü bu bir inanç işidir. İnanmadan olmaz. O’nun yüceliğini kabul ederek O’na yürekten iman etmek gerekir. Gözleri görmeyen adam gencin bu sözleri üzerine biraz düşündü. Sonra bu teklifi kabul etti. Her şeyi yaratanın Allah olduğuna inandı. Yüreğini karartan inkar kirlerinden temizlendi. Genç de yüreğini imanla aydınlatan bu adama şifa vermesi için Allah’a dua etti. Ve bir müddet sonra adamın gözleri açıldı. Adam kalbini kirlerden arındırdıktan sonra gözleri de aydınlanmıştı. Görüyorum görüyorum, diyerek sevincini dile getirdi. Gencin en yakın arkadaşlarından birisi oldu. O da gencin sohbetlerine katılarak iman feyizleri almaya başladı. Allah’a iman eden bu adam yine eskisi gibi kralın yanına gitti. Onun yanına oturdu. Arkadaşlık yapmaya devam etti. Kral adamın gözlerinin açıldığını görünce ona; O gözlerin görmeye başlamış. Artık sen de bizim gibi dünyanın güzelliklerini görebileceksin demek. Söyle bakalım sana bu gözlerini kim verdi, kim seni iyileştirdi? Adam kralın bu sorusu üzerine gayet içten ve samimi bir şekilde; Her şeyi yaratan ve her şeye gücü yeten Rabbim verdi. onun gücü her şeye yeter, dedi. Kral adamın bu cevabı üzerine biraz morali bozuk bir şekilde; Sen ne diyorsun öyle söyle bakalım, senin benden başka bir Rabbin de mi var? İmanı yüreğine nakış nakış işlemiş adam hiç korkmadan ve çekinmeden, imanını saklama gereği duymadan; Evet tabi ki var ve O tektir. O’ndan başka ilah da Rab de yoktur. Senin de benim de Rabbim, yaratılmış her şeyin de Rabbi O Allah’tır, dedi. Kral buna çok ama çok kızdı. En yakın arkadaşının kendisine ihanet ettiğini düşünerek onu hemen tutuklattı. Zindana attırdı. Kendisine bunları kimin öğrettiğini söylemesini istedi. Adam ilk önceleri söylemedi. Ama işkencelere dayanamayınca imanlı genci ona anlattı. Kral onun sihirle uğraştığını sanıyordu. Ancak Allah inancını yaymaya ve kendisinin rabliğini inkar etmeye yöneldiğini öğrendi. Bunun üzerine askerlerine hemen emir verdi; Çabuk bana o isyan eden genci bulun. Ona gereken cezayı kendi ellerimle vereceğim, dedi. Kralın kendisini tutuklatacağını bilen genç onun zulmünden saklanmıştı.Allah’a inanan arkadaşlarıyla birlikte yaşıyorlardı. Ama kralın askerleri onların saklandığı yeri bulmuş ve genci kralın yanına götürmüşlerdi. Kral genci karşısına aldı. İlk önce ona, bu üstün ve güzel özelliklerinin kimden kaynaklandığını sordu. Hatta onun sihirbazlığını överek tekrar kendi yanına çekmek için ona; Bak delikanlı sen sihirde oldukça ilerlemişsin. Senin bu sihirinin gücü doğuştan kör olanları bile iyileştirecek seviyeye gelmiş.Sen bu şekilde ülkemin en güçlü ve bilgili sihirbazı oldun. Ünün her taraf yayılmış. Demek ki artık seni yanıma alma zamanı geldi. Öyle değil mi? Herkes kralın yanına çıkarken eğilip büzülürken delikanlı dimdik ayakta durmaktadır. Onun karşısında saygı duruşunda bulunmakta kaçınmaktadır. Çünkü ona göre kralın karşısında eğilip secde etmek Allah’a isyan etmek anlamına geliyormuş. İnanan bir genç olarak bundan kaçınır. Kralın nefsi okşayan sözleri karşısında ise şunları söyler; Sayın kral dedikleriniz doğru. Ben bir çok hastalığı iyileştirebiliyorum. İlmim bu seviyeye geldi. Ancak bu yalnızca şanı yüze olan Allah’ımızın sayesinde gerçekleşmektedir. Şifayı veren yalnız ve yalnız O’dur. Ne benim ne de başkasının şifa verme yetkisi vardır. Ancak insanlar alim ve hakim olan Allah’ın izniyle şifa verebilirler. Kral, gencin bu açık sözlü ve cesur olmasına çok kızar. Askerlerine hemen onu tutuklamalarını ve zindana atmalarını emreder. Müslüman gence zindan da ağır işkenceler yaparlar. Kendisine bunları öğreten alimin yerini söylemesini ister. Genç bir müddet bu işkencelere dayanır. Ama kralın gardiyanları ve cellatları o kadar ağır işkence ederler ki sonun da genç dayanamaz ve alimin yerini söyler. Zalim kral hemen askerlerini alimin yanına gönderir. Onu da tutuklayarak huzuruna getirirler. Alim de genç gibi dimdik ayaktadır. Kralın önünde eğilmez. Bunun üzerine kral alime dininden dönmesini emreder; Bu dinini terk ederek önemde eğileceksin. Yoksa seni öldürürüm. Dünyayı sana zindan ederim,der. Alim gayet sakin ve cesur bir şekilde şöyle der; Ben asla dinimden dönmem. Yaratan Rabbimi terk etmem. Hele senin gibi zalimin karşısında asla eğilmem. Sen dünyayı bana zindan edersin rabbim beni cennetiyle ödüllendirir. Ben senden korkmuyorum. Alimin bu cesurane sözleri karşısında kral öfkeden deliye döner. Ne yaptığını bilemez bir hale girer. Bu öfke kasırgasında askerlerine bir testere getirmelerini emreder. Muhafızlar bu emri derhal yerine getirirle. Büyük bir testereyle kralın huzuruna girerler; Efendimiz işte emrettiğiniz gibi testereyi getirdik, derler. Kral uzun boylu, iri yapılı celladına; Testereyi al. Şu adam dininden dönmezse başını testereyle ikiye ayır, diye emir verir. Kral, insanının kanını donduracak derecede bir vahşet sergilemektedir. İnsan Allah’a imandan uzaklaşırsa işte böylesine büyük bir zulmü gözünü kırpmadan gerçekleştirebilmektedir. Son bir şans daha verirler alime; Şayet dininden dönmezsen başını bu testereyle ikiye ayıracağız. Artık kararını sen ver, derler. Alimin gözlerinde korkudan eser görünmez. Gayet vakarlı ve yiğit bir şekilde ayakta durmaktadır. Onlara; Bu can yaratan Allah’ıma feda olsun. Beni yaratan ve bana hayat veren ancak o’dur. Ben bu dinimden asla ve asla vazgeçmem. Siz bildiğinizi yapın, der. Bunun üzerine iri ve uzun boylu cellat kralının emrini yerine getirir. Alimin ellerini ve gözlerini bağladıktan sonra yere yatırır. Sonra da gözünü bile kırpmadan testereyi alimin başında yukarıdan aşağıya doğru sürtmeye başlar. Kısa bir süre içinde alimin başı ikiye ayrılmış ve can kuşunu Rabbine teslim etmiştir. Kral, alimin inancı uğruna canını bile hiçe saymasına bir türlü anlam veremez. Ama bu yaptığı zulüm karşısında alimin hiç feryat etmemesi onu daha da öfkelendirmiştir. Bunun için gencin rabbine iman etmiş olan yakın arkadaşını da huzuruna getirtir. Ona da alime söylediklerini söyler. Şayet yeni dininden dönmezse onun da başı ikiye ayrılacaktır. İnanmış adam kralın bu tehditleri karşısında soğukkanlılığını kaybetmez. İnancı yüreğinin derinlerine kök salmıştır. Artık onu oradan sökebilecek hiçbir kuvvet olamaz. Bunu krala söyler; Sen benim yakın arkadaşımdın. Ancak o zamanlar gözlerim yaptığın zulümleri görmüyordu. Bunun içinde yanında kalabiliyordum. Ama şimdi Rabbim bana gözlerimi verdi. Senin yaptığın haksızlıkları göre göre nasıl olur da yanında kalıp sana inanabilirim. Ben Rabbime teslim oldum. Bildiğini yapmaktan geri durma! Kral bu yeni dini kabul edenleri bir türlü anlayamıyordu. Dinleri, inançları uğruna hiç çekinmeden canlarını verebiliyorlardı. Celladına onun da başını ikiye ayırmasını emreder. Cellat bu gayet canice emri yine anında yerine getirir. İnsanın kalbinde Allah sevgisi olmayınca bütün canlılara olan sevgide kaybolup gidiyordu. İnsan ve canlı sevgisi sanki bu insanların yüreğinden sürgün edilmişti. İnanmış iki insanın başı da öylece ikiye ayrılmış bir şekilde kralın ayaklarının altında durmaktadır. Bu şekilde dururken muhafızlara genci getirmelerini emreder. Kısa bir süre sonra Müslüman genç iki muhafızın kolları arasında kralın huzuruna getirilir. Kral ayaklarının altındaki Allah yolunda şehit olmuş insanları göstererek; Bak delikanlı şayet dininden dönmezsen senin başına gelecekler de bundan farklı olmayacak. Bunu iyi bilesin. Şimdi söyle bakalım dininden dönecek misin? Genç diğer iki inanmış insan gibi Allah’a teslimiyetten ve imandan asla dönmeyeceğini söyledi. İnancı yenecek hiçbir kuvvet ve kudret yoktur. Genç ve inanmış iki insan bunu çok açık bir şekilde dile getirmişlerdi. Allah gibi yüce bir varlığa imandan daha büyük bir mutluluk ve huzur olamazdı. Canları pahasına bunu göstermişler. Kral gencin dininden dönmeyeceğini görünce askerlerine; Bu genci alın ve şu yakınımızdaki dağın en tepesine çıkarın. Orada dininden dönmesini söyleyin. Yine dönmezse onu dağdan aşağıya atın, dedi. Kralın bu emri üzerine askerler gencin kolundan tutarak onu doğruca dağın en tepesine götürüler. Orada ona tekrar dininden dönmesini söylerler. Ancak genç bu sözleri sanki duymamış gibi Rabbine dua eder; Allah’ım Senin her şeye gücün yeter. Benim sahibim ve koruyucum Sensin sen. Beni dilediğin şekilde onlardan koru,der. Allah gencin bu içten ve samimi duası üzerine dağa sarsılmasını emreder. Dağ onlar üzerindeyken sarsılır. Kralın bütün askerleri dağdan yuvarlanarak ölür. Genç de Allah’ın koruması altında kralın yanına döner. Kral genci karşısında sağ salim bir şekilde görünce; Yanındaki askerlerime ne oldu? Onlar neredeler? Sen nasıl kurtuldun onların elinden, der. Genç kralın bu sözleri üzerine; Beni, Allah korudu. Askerlerinde dağdan aşağıya yuvarlandı. İşte ben Allah’ın korumasında tekrar karşındayım. Gel sen dininden dön de Allah’a iman et, der. Kral bu sefer başka bir bölük askeri görevlendirir. Onlara; Bunu alın ve büyük bir gemiye binin. Sonra da denize açılın. Denizin ortasına geldiğinizde ona dininden dönmesini söyleyin. Şayet vazgeçmezse onu denize atın. Balıklara yem olsun, der. Askerler bu emir üzerine büyük bir gemi hazırlarlar. Genci de yanlarına alarak denize açılırlar. Uzun bir zaman dalgaların, rüzgarların eşliğinde denizde yol alırlar. Askerler şehirden epey uzaklaştıklarına kanaat getirince gemiyi durdururlar. Gence önceki askerler gibi dininden dönmesini söylerler. Genç yine aynı şekilde dua eder; Allah’ım Senin her şeye gücün yeter. Benim sahibim ve koruyucum Sensin sen. Beni dilediğin şekilde onlardan koru,der Gencin bu duasından hemen sonra büyük bir fırtına çıkar. Dalgaların geminin üzerine kadar çıkmaktadır. Sonunda öyle bir dalga gelir ki gemideki bütün askerleri denize atar. Genç yine Allah’ın yardımıyla kralın tuzağından kurtulmuş olur. Tekrar gemiyle kralın yanına döner. Ve onun yanına çıkar. Kral genci yine sağ salim karşısında görünce gözleri faltaşı gibi açılır. Sanki hortlak görmüş gibi şaşkın ve heyecanlı bir şekilde; Nasıl nasıl olur da kurtulursun? Yanındaki askerlere ne oldu? Seni kim koruyor böyle söyle söyle be adam, der kızgınlıkla. Genç yine kralın bu sorusu üzerine; Beni onlardan ve senin tuzağından Allah korudu. Onları büyük bir fırtınayla denizin dibine yolladı. İşte yine görüyorsun ben karşındayım. Şayet beni öldürmek istiyorsan ancak dediğim şeyi yapmalısın. Yoksa beni kesinlikle öldüremezsin,der. Gencin bu sözleri üzerine kralın gözlerinde sevinç parıltıları dolaşır. Hemen ona; Söyle senden kurtulmak ve seni öldürmek için ne yapmalıyım. Müslüman genç bunun üzerine; Halkı büyük bir yerde toplayacaksın. Beni de bir hurma ağacına bağlayacaksın. Sonra da benim ok torbamdan bir ok alacaksın. Oku yayın tam ortasına yerleştireceksin. Ondan sonra da delikanlının Rabbi olan Allah’ın adıyla deyip bana atacaksın. İşte o zaman beni öldürebilirsin,der. Kral olacakları düşünmeden gençten kurtulmak istemektedir. Gencin niçin kendisini böyle öldürtmek istediğine bir anlam veremez. Çünkü onun istediği tek şey gençten kurtulmaktır. Hemen gencin dediklerini yapar. Halka haber göndererek onların büyük bir alanda toplanmasını söyler. Sonra da genci bir hurma ağacına bağlar. Ok torbasından bir ok alır. Halkın gözleri önünde oku yaya taktıktan sonra; Şu gencin Rabbi olan Allah’ın adıyla diye oku atar. Ok doğruca delikanlının alnına isabet eder. Genç o anda halkın gözleri önünde can verir. Can kuşunu Rabbine doğru uçurur. O artık görevini tamamlamıştır. Artık Rabbinin katındaki cennet bahçelerinde Allah’ın ona sunacağı mükafatla ebediyen yaşayacaktır. Orada dert, tasa, sıkıntı ve haksızlık olmayacaktır. Hep güzellikler ve mutluluklarla dolu günler orada inananları beklemektedir. Gencin bu şekilde öldüğünü gören halk, gencin Rabbi olan Allah’ın büyüklüğünü kabul ederler. Hep birlikte her şeyin sahibi ve yaratıcısı olan yüce Allah’a iman ederler; Biz gencin Rabbi Allah’a iman ettik. Biz Allah’a iman ettik sesleri alanda çınlamaktadır. Kral bu sözler üzerine çıldıracak gibi olur. Hemen askerlerine büyük ateş çukurları açmalarını ve bu yeni dinden dönmeyenleri bu ateş çukurlarına, hendeklerine atmalarını emreder. Bu emir üzerine şehrin sokaklarında caddelerinde büyük hendekler açıldı. İçlerinde büyük ateşler yakıldı. Sonra da Allah’a inanan insanlar ateş çukurlarının kenarlarına getirilir. Onlara birer birer dinlerinden dönüp dönmedikleri sorulur. Allah’a gönülden inanan insanlar asla bu imanlarından dönmezler. Bunun sonucunda o büyük ateş dolu hendeklere atılırlar. Bu sırada kucağında bir bebeği olan kadını getirirler. Ona da ya dininden dönmesini ya da ateş çukuruna atlamasını söylerler. Kadın bir müddet tereddüt eder. Kucağındaki masum bebeğe bakarak onun ateşte yanmaması için belki de bir an dininden vazgeçmeyi bile düşünür. Ancak o sırada bebek dile gelerek annesine; Anneciğim korkma Allah bunun mükafatını elbet sana verecektir. Allah sabredenlerle beraberdir, diyerek ona cesaret verir. Kadın bu sözler üzerine kendisini cennete Allah sevgisine taşıyacak ateşe atlar. Çünkü inanan insanların ateşe atlaması, kralın zalimliğini kabul etmemeleri anlamına gelmektedir. Allah’a iman her türlü haksızlığı reddetmenin en önemli işaretidir. Bu olay bize göstermektedir ki inancı yenecek hiçbir silah icat edilmemiştir ve edilemeyecektir. Bu olay Kur’an-ı kerimde kısaca şöyle anlatılmaktadır. Şahitlik edene ve edilene and olsun ki, insanlar öldükten sonra diriltileceklerdir. Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenler kahrolmuştur! Bu inkarcıların, inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinde bulunan ve övülmeğe layık ve güçlü olan Allah'a inanmış olmalarındandı. Allah her şeye şahittir. Ama inanmış erkek ve kadınlara işkence ederek onları dinlerinden çevirmeğe uğraşanlar, eğer tövbe etmezlerse, onlara cehennem azabı vardır. Yakıcı azap da onlaradır. Şüphesiz inanıp yararlı işler işleyenlere, onlara, içlerinden ırmaklar akan cennetler vardır. Bu, büyük kurtuluştur. Doğrusu Rabbinin yakalaması amansızdır. Önce yaratıp sonra bunu tekrar eden O'dur. Yüce arşın sahibi, çok seven, bağışlayan O'dur. Her dilediğini mutlaka yapandır. |