PEYGAMBER EFENDİMİZİN ORUCU
Yazar Mehmet Nezir GÜL   

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ORUCU“Oruç dışında insanoğlunun her ameli kendisi içindir. Oruç ise sadece benim içindir. Onun mükâfatını ben vereceğim.”

                                                                      -Kudsî Hadis-

Oruç ibadeti tarih boyunca insanlığın bildiği ve icra ettiği bir ibadettir. “Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.” (Bakara 2/183) Her ne kadar zaman zaman yapılış şekli, zamanı ve kuralları değişse de, Oruç, başta ehli kitap olmak üzere diğer dinlerin de inanç esasları arasında olan bir ibadettir. Hicri 2. yılda, kıblenin değiştirilmesinden hemen sonra, Bedir savaşından hemen önce farz kılınan oruç ibadetine, Allah Resulü (sav)’nün çok büyük önem verdiği bilinmektedir. Hadis kaynaklarına bakıldığı zaman bu konuda pek çok açıklamanın olduğu görülür. Bunlardan birkaç tanesini teberrüken burada belirtelim:

 

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her kim gerçekten inanarak ve sevâbını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutar, gecesini de ibadetle geçirirse geçmiş günahları affedilir. Her kim de inanarak ve sevâbını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendirirse geçmiş günahları bağışlanır.”(Buhârî, Terâvîh: 1; Müslim, Sıyam: 40 Tirmizi Siyam)

 

Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Rabbiniz buyuruyor ki; Her iyiliğe on katından başlayarak yedi yüz katına kadar sevap yazılır. Oruç ise böyle bir değerlendirmeye tabi olmayıp onun mükâfatı bana ait olup onu ben mükâfatlandıracağım. Oruç ateşe karşı koruyucu bir kalkandır. Oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur. Bilgisiz birisi, siz oruçlu iken size sataşırsa “ben oruçluyum” desin, başka cevap vermesin.” (Buhârî, Savm: 2; Müslim, Sıyam: 30 Tirmizi, Siyam: 764)

“Cennet’te Reyyan denilen bir kapı vardır. Oruç tutanlardan o kapıdan çağrılacaklardır. Kim gerçekten oruç tutanlardan ise o kapıdan Cennete girecektir. Kim de, o kapıdan girerse ebedi olarak susuzluk çekmeyecektir.” (Buhârî, Savm: 2; Müslim, Sıyam: 30, Nesei Siyam 43, Tirmizi, Savm: 765)

 

Reyyan; kana kana su içmek, suya doymak demektir.

“Oruçlunun iki sevinç zamanı vardır; Birincisi iftar ettiği an diğeri Cennet’te Rabbiyle karşılaştığı andır.” (Müslim, Sıyam: 1, Tirmizi, Siyam: 766, Kütüb-i Sitte, c. 9 sh. 419)

“Oruç bir perdedir. Mü’minin sığınacağı kalelerden bir kaledir.”

“Oruçlunun uykusu ibadettir. Susması tesbihtir. Amelleri misliylekabul edilir, duası makbuldur, günahı affedilir.” (Kütüb-i Sitte, c.9 sh.418-419)

 

Ramazan’da Hz. Muhammed döneminde meydana gelen bazı olaylar: Resûlullah (sav) zamanında, Ramazan ayında bazı önemli gelişmeler de olmuştur. Bunlardan bazıları şöyle belirlenmiştir: Bedir Savaşı, Mekke’nin Fethi, Tebük Savaşı ile ilgili bazı önemli gelişmeler, Yemen’in tamamen Müslümanlar eline geçmesi, Uzza putunun Halid b. Velid (ra) tarafından yıkılması, Lât putunun yıkılması. (Prof. Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ans. c.3 sh.116-117)

 

 ORUCUN ANLAM ve HİKMETİ

İlk insandan itibaren var olan oruç ibadeti elbette pek çok hikmet ve sırları barındırmaktadır.

Ruhi, bedenî, ferdi, içtimaî ve manevî yararları saymakla bitmez.

Bir Müslüman elbette ibadetlerini asla bir çıkar ve yarar amacıyla yerine getirmez. O; tamamen Allah rızası için, O emrettiği için, Peygamberi uyguladığı için yapar. Ancak bunu yapmakla elde edeceği yarar sadece bir sonuçtur.

Bu temel ilkeyi vurguladıktan sonra bazı hususları belirtebiliriz.

Oruç; Allah’ın bir emri ve Resulünün vazgeçilmez bir uygulamasıdır.

Allah’ın rızasını kazanmaya bir vesiledir.

Cennetteki mertebeyi yüceltme aracıdır.

Nefsi dizginleme, şehevî isteklerini frenleme, onu hizaya getirmedir.

İradeyi kullanma, kendine hâkim olmadır.

Zihne gelen kötü düşünceleri def etme, anları alt etme, elinin tersiyle itmedir.

Yokluk içindeki Müslümanların haliyle hallenme, dertlerine ortak olma, onların çektiği acılara yakın olmaktır.

 

Zengin de olsa, tüm imkânlara sahip de olsa, günün belli bir kısmı için, yeryüzündeki tüm Müslümanlarla ortak bir noktada buluşmadır.

Merhamet ve İslam kardeşliğini en güzel bir biçimde hissetmedir.

Yaşamın sadece kendi hayatından ve çevresinden ibaret olmadığını anlamadır.

İlerde karşılaşacağı bazı yokluklara ve çekeceği sıkıntılara karşı, hareket tarzını şekillendiren, güç veren bir tatbikattır.

 

Bedeni on bir aylık sürekli çalışmadan sonra dinlenmeye alma ve doğal bir perhizdir.

Sabrın güzel meyvelerini elde etmedir.

Şeytanın elini kolunu zincirleme, onu ümitsizliğe sevketme, alt etme, perişan etmektir.

Rabbimizin verdiği nimetlerin kıymetini hakkıyla bilme, O’na şükretme ve fark etmedir.

Kişiliğimizi olgunlaştırmadır.

Ruhumuzu yüceltmedir.

 

Günahları dondurma, onları hayatın dışına atma, tevbeye sığınmadır.

Mü’min ile Rabbi arasında bir ay boyunca kurulan, sırlarla dolu özel bir hattır.

Ateşten koruyan bir kalkandır.

Özetle, takvaya yönelme, onu elde etme, gerçek bir kul olma sürecidir.

 

ORUÇ AHLAKI

“Nice oruçlular vardır ki, tuttuğu oruçtan yanına çektiği açlık kâr kalır.”

                                               Hadis-i Şerif

Oruç ibadeti başlı başına bir disiplindir. Ve riyanın karışmadığı en önemli ibadettir.

Nasıl ki her ibadetin bir yapılış şekli varsa, orucun da kendine has kuralları vardır.

Bir oruçlu yemeden içmeden ve cinsel yönelişlere girmeden gününü geçireceği gibi, bunun ötesinde de göz önünde bulunduracağı temel ilkeler vardır.

Oruçlu, sadece yemek ve içecek bekçisi değildir.

Davranışlara, sözlere, hareketlere yansıyan bir oruç vardır.

Yani dilimiz de oruç tutacaktır.

Ellerimiz, gözümü, ayaklarımız, kulaklarımız, ruhumuz, zihnimiz de oruç tutacaktır.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den gelen bir rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa, o kimsenin yemesini içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur.”(Buhari, Müslim, Sıyam: 29; İbn Mâce, Sıyam: 21, Tirmizi,)

Rabbimiz bizim sadece aç kalmamızı istememektedir.

Aç ve susuz kalmak şeklî bir haldir.

Onu davranışlarımızla tamamlamak, bütünlemek gerekmektedir.

Bize sataşan birine, kavgaya gelen birine, tartışmak isteyen birine, aldatmak isteyen birine, günaha çağıran birine, “Ben oruçluyum.” Dememiz istenmektedir: “Oruç perdedir. Biriniz oruçluyken kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız bir laf edecek veya kavga edecek olursa, “Ben oruçluyum.” Desin” (Buhari, Müslim, Muvatta, Ebu Davut, Tirmizi, Nesei, İbni Mace, Kütüb-i Sitte, c.9 sh. 420)

Ben oruçluyum. Yani tüm kötülüklere, hatalara, günahlara, yanlışlıklara kapalıyım.

Özel bir konumdayım, korumadayım…

 

RAMAZAN ORUCU

Allah Resulü (sav) için Ramazan bambaşka bir mevsimdi.

Çünkü bu iklimin çok kutlu ve mübarek olduğunu O’na Yüce Rabbi bildirmişti. Bu yüzden Allah Resulü (sav)’nü bu ayda ibadet, taat, infak ve cömertlikte doruk noktasında görüyoruz. (Buhari, Müslim)

Peygamber Efendimiz (as), bizim bu ayı, bambaşka duygu ve ibadetlerle geçirmemiz gerektiğini ifade buyurmuşlardır: Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin şerli olanları zincire vurulur, Cehennem kapıları kapatılır ve hiçbiri açılmaz. Cennetin kapıları açılır hiçbiri kapanmaz ve bir münadi (seslenici) şöyle haykırır: “Ey hayır isteyen, ibadet ve kulluğa gel, Ey şer dileyen günahlarından vazgeç. Ve Ramazan boyunca bu iş her gece yapılır.”(Müslim, Sıyam: 1; İbn Mâce, Sıyam: 2 Tirmizi, Siyam 682)

Mü’min bu çağrıya müspet cevap verendir.

 

Peygamber Efendimiz (as)’i, Ramazan’ın gelmesiyle birlikte daha yoğun olarak görmekteyiz:

 

Hilâli gözetlerdi: Ramazan’ın başlangıcını belirlemek amacıyla hilali gözetlerdi. Hava bulutlu olur, Ramazan hilali görünmezse Şaban ayını otuza tamamlar, ertesi gün Ramazan’a başlardı. Eğer inandığı şahıslardan, hilali gördüğüne dair bir bilgi gelirse Ramazanı ilan ederdi.

 

Ramazana hazırlıklı olurdu:  Peygamber Efendimiz (as) Ramazan ayına dinç ve sağlıklı olarak girmek için gayret ederdi. Ramazan dışında en çok oruç tuttuğu ay, Recep ayı olmasına rağmen, bu ayın son günlerinde çok fazla oruç tutulmasını da uygun görmezdi. (Ebû Dâvûd, Sıyam: 12; Müslim, Sıyam: 37) Bununla, Ramazan ayına daha dinlenmiş bir bedenle girilmesini arzu ederdi. Ancak yıllardan beri bazı günlerde oruç tutmayı alışkanlık haline getirenler için bir yasaklama getirmezdi.

 

Ramazan gecelerini değerlendirirdi: Allahın rahmetinin sağnak sağnak indiği mübarek Ramazan’ın gecelerini özellikle namaz, dua, istiğfar ve tefekkürle geçirirdi. Ve Müslümanların Ramazan gecelerini dolu dolu geçirmelerini teşvik ederek şöyle buyururdu: “Her kim inanarak ve karşılığını da Allah’tan bekleyerek Ramazan gecelerini ibadetle değerlendirirse o kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.” (Müslim, Salatül Müsafirin: 25; Ebû Dâvûd, Ramazan: 1, Tirmizi)

 

Bugün tüm dünyada Müslümanların büyük bir coşkuyla eda ettiği teravih namazı, Peygamber Efendimiz (as)’in Ramazan’daki gece ibadeti olarak bize yansıyan en önemli bir ibadettir. Bu namazın vitir namazıyla birlikte kırk bir rekât, vitirsiz yirmi rekât veya sekiz rekât olarak kılındığına dair rivayetler var ise de tercih edilen görüş yirmi rekâttır.

 

Şek günü oruç tutmazdı: Şaban ayına mı, yoksa Ramazan ayına mı ait olduğu belli olmayan gün olan “Şek Günü” Ramazan niyetiyle oruç tutulmasını da uygun görmezdi. (Müslim: Sıyam: 3, 37; İbn Mâce, Sıyam: 3, 5)

 

Oruçluları davet ederdi: Peygamber Efendimiz (as) diğer zamanlarda evinde olan veya kendisine hediye olarak gelen yiyecekleri ashabıyla paylaştığı gibi Ramazan ayında bunu daha çok yapardı. Özellikle, riyasız olarak sadece Allah için yapılan bir ibadeti ifa eden Müslümanların hele hele de fakirlerin davet edilmesine, iftarda ikramda bulunulmasına çok önem verirlerdi. Efendimiz (as), Ramazanda bir oruçluyu doyuranın, ekstra bir oruç sevabı kazanacağını şöyle müjdelemektedir: “Her kim bir oruçluya iftar yemeği verirse, kendisine, oruçlunun sevâbından bir şey eksiltmeksizin onun sevâbı kadar sevap vardır.”(İbn Mâce, Sıyam: 45 Tirmizi Savm, 82, Kütüb-i Sitte, c.9 sh.426)

 

Daha çok infak ederdi: Allah Resulü (sav) Ramazan ayında çok daha cömert idi. Şu rivayet bunu açıkça ortaya koymaktadır: “Resûlullah (sav) hayır yapmakta insanların en cömerdi idi. Ramazan’da Cebrail’le karşılaştığı zaman ise en cömert davranandı.” (Buhari, Müslim) Bu ayda yapılan iyiliklerin ecri, diğer aylara göre çok daha fazla olduğundan ve Peygamber Efendimiz (as) bu ayda fazla ibadet ve infak yaptığından dolayı mü’minler de buna riayet etmelidirler.

 

Mukabele ederdi: Ramazan aslında Kur’an ayıdır. Kur’an bu ayda indirilmiş ve özellikle bu ayda daha çok okunması emredilmiştir. Peygamber Efendimiz (as) de bu ayda çokça Kur’an okumuştur. Sadece kendisi de değil, ayrıca Cebrail (as) ile birlikte karşılıklı okurlardı. Her yıl tekrarlanan bu mukabele, Peygamber Efendimiz (as)’in vefat ettiği yıl iki defa gerçekleşmiştir. (Buhari, İbni Mace) Bu uygulama Ramazan’ın kıymet ve kadrini ifade ederken, aynı zamanda biz Müslümanlara güzel bir örnek de olmuştur.

Ramazan ayının girmesiyle birlikte tüm camilerde ve çoğu evlerde okunan Kur’an-ı Kerim’ler, mukabeleler o uygulamanın bir devamıdır.

 

Orucunu hurma ve suyla açardı: Allah Resulü (sav) orucunu, eğer mevsimi ise taze hurmayla, değilse bildiğimiz kuru hurmayla açardı. Şayet hurma yoksa su ile yetinirdi. Böyle yapmayı Müslümanlara da tavsiye ederdi. Mevsimin durumuna göre, yazın su ile kışın da hurma ile orucunu açtığı da oluştur.

 

Enes b. Mâlik (r.a.) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Hurma bulabilen hurma ile orucunu açsın hurma bulamayan da su ile iftar etsin. Çünkü su temizdir.” (Ebû Dâvûd, Sıyam: 21; İbn Mâce, Sıyam: 25 Tirmizi, 694) “Sizden biriniz orucunu açacağında hurma ile açsın. Çünkü o hurma bereketlidir. Hurma bulamayan su ile iftar etsin çünkü su temizdir.” (Ebû Dâvûd, Sıyam: 21; İbn Mâce, Sıyam: 25, Tirmizi, 695)

 

Resûlullah (sav)’ın on sene hizmetinde bulunan Enes (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.) orucunu namazdan önce birkaç yaş hurma ile yaş hurma bulamadığı hallerde kuru hurma ile onu da bulamaz ise birkaç yudum su ile iftar ederdi.”(Ebû Dâvûd, Savm: 21; İbn Mâce, Sıyam: 25, Tirmizi, 696)

 

Sahura kalkar ve geciktirirdi: Efendimiz (as) oruç tutarak cana eziyet etmeyi, açlık çekerek çile çekmeyi uygun görmezdi. Bu sebeple, gündüz oruçluyu güçlü tutması için sahura kalkılmasını teşvik eder, hatta bunu emrederdi. Böyle yapmanın hem bir bereket vesilesi hem de diğer din mensuplarından farklılık olacağını ifade etmişti: “Sahur yemeği yiyiniz, sahur yemeğinde bereket vardır.” (Buhari Savm, 20, Müslim, Sıyam: 9; Ebû Dâvûd, Sıyam: 15, Tirmizi,708)

 

İftar vakti dua ederdi: Yaşamında duanın apayrı bir yeri olduğu Peygamber Efendimiz (as), iftar duasına da önem verirdi. Oruçlunun iki sevincinden biri olan iftar vaktinin, duaların kabul edildiği (İbni Mace) anlardan biri olduğunu belirtmiştir.

Allah Resulü (sav)’nün iftarda yaptığı dualardan, en yaygın olanı şudur: “Allâhümme leke sümtü, ve bike âmentü, ve aleyke tevekkeltü, ve alâ rızkike eftertü: Allahım! Senin rızan için oruç tuttum. Sana inandım, sana tevekkül ettim (dayanıp güvendim), ve senin verdiğin rızıkla orucumu açtım.”

 

Peygamber Efendimiz (as) bir toplulukla, özellikle de bir aileyle iftar yaptığı zaman, şu duayı okurdu: “Eftera indekumüssâimûn, ve ekeletteâmekumül ebrâr, ve sallet aleykumül melâikeh: Sizin evinizde oruçlular iftar etsinler, yemeğinizi iyi insanlar yesinler, melekler size dua etsinler.” (Ebu Davud, İbni Mace)

 

Ayrıca şu duayı da yaptığı sabittir: “Zehebez zemeü, vebtelletil uruku, ve sebutel ecrü inşaallahü, yâ vâsiel fedlüğfirli, elhamdulillahillezi eani fesumtü, verezekenî feftertü: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı. İnşallah ecir ve sevap da hâsıl oldu. Ey fazlü keremi geniş olan Rabbim! Beni affet. Hamdolsun o Allah’a ki, bana yardım etti de oruç tuttum, rızık verdi de orucumu açtım.” (Ebu Davut)

 

İftarda acele ederdi: Sehl b. Sa’d (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müslümanlar vakti girince iftar etmeye acele davrandıkları sürece daima hayırla beraberdirler.” (Müslim, Sıyam: 9; İbn Mâce, Sıyam: 24, Tirmizi, 699)

 

Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: Allah buyurdu ki: “Kullarımın bana en sevimli gelenleri oruçlarını açmakta acele edenlerdir.” (Tirmîzî )

 

Hz. Aişe’den gelen bir bilgi, Efendimiz (as)’in iftarını açmada erken davrandığı, bu arada akşam namazını da geciktirmediğini göstermektedir. (Müslim, Sıyam: 9; İbn Mâce, Sıyam: 24, Tirmizi)

 

Cünüp olarak sabahladığı olmuştu: Allah Resulü (sav)’nün Ramazan gecelerinde mübarek eşleriyle birlikte olduğu ve cünüp olmuş iken de sahura kalktığı olmuştur. O haldeyken sahurunu yedikten sonra gusül abdestini almış ve sabah namazını kılmıştır. (Buhârî, Savm: 22; Müslim, Sıyam: 13)

 

Misvak kullanırdı: Misvaka olan bağlılığı Ramazan’da da devam etmiştir. Bunda ağız temizliğini ve sağlığını önemsemenin elbette büyük payı vardı. Âmir b. Rabia (r.a.)’nın; “Resûlullah (sav) oruçlu oldukları halde misvak kullandıklarını kaç kere gördüğümü sayamam.” (Buhari, Savm: 27Ebû Dâvûd, Savm: 26; Tirmizi, Kütüb-i Sitte, c.9 sh.502) demesi bunun bir delilidir.

 

 Ağzına su alırken dikkat ederdi: Oruca bir zarar gelmemesi için, özellikle abdest alırken, banyo yaparken veya sıcak günlerde serinlerken dikkat ederdi. (Ebû Dâvûd, Savm: 27; Nesâî, Tahara: 71) Çünkü önemsenmeden, dikkat edilmeden boğaza su kaçırılması orucu tehlikeye sokabilir.

 

Kan verirdi: Hz. Muhammed (sav) zaman zaman kan verdiği bilinmektedir. Bu kan verme (hacamat) işini Ramazan ayında, oruçlu iken de gerçekleştirmiştir. Bunun orucu bozmayacağı da bu vesileyle ortaya çıkmış oluyor.

 

Peygamber Efendimiz (as)’den, oruçlu kimsenin kan aldırmaması yönünde gelen bazı rivayetler var ise de Mekke’nin Fethi sırasında kan aldırdığına dair rivayeti esas alınmıştır. Şayet bir yasak varsa bunun kaldırıldığına işarettir. İbn Abbâs (r.a.);“Rasûlullah (s.a.v.) ihramlı ve oruçlu iken (Mekke ile Medine arasında)  kan aldırmıştır” demiştir. (Buhârî, Savm: 32; Müslim, Hac: 11, ebu Davut Savm 29, Tirmizi Savm 61)

 

Hanımlarını öperdi: Efendimiz (as)’in oruçlu olduğu anlarda eşlerine sevgi sözcükleri söylediği, onları öptüğü de olmuştur. Elbette Allah Resulü (sav) şehvetine en dikkat eden ve hâkim olandı. Oruçlu iken oruç bozucu bir duruma düşmesi asla söz konusu olmazdı. Hz. Aişe (ra); Efendimizin (ra) oruçluyken kendisini öptüğünü ve cinsel arzularına da çok hâkim olduğunu belirtmiştir. (Buhari, Müslim, Muvatta, İbn Mâce, Sıyam: 19; Ebû Dâvûd, Sıyam: 33)

 

Kendisinden bu konuda izin isteyen yaşlı birine izin verip, genç birine ise izin vermemesi de (Ebu Davut, Kütüb-i Sitte, c.9, sh.454)  bu konuda dikkat çeken bir husustur. Allah Resulü (sav)’nün bu ruhsatını kullanma konusunda dikkatli olunmalıdır.

 

Ramazan’da seferiyken oruç meselesi:  Her zaman için kolaylığı tercih eden Allah Resulü (sav) bize örnek olması bakımından seferi iken orucunu kırdığı olmuştur. Örneğin; Ramazan ayında gerçekleşen Mekke’nin Fethi’nde, ikindi vakti su içmiştir. (Müslim, Sıyam: 15, Tirmizi) Efendimiz (as)’le birlikte Ramazan ayında yolculuk yapan sahabilerden oruç tutan da, tutmayan da olmuştur. (Buhârî, Savm: 33; Müslim, Sıyam: 15, 17)

Bu konuda gelen hadisleri değerlendiren âlimlerimiz, tutmakta zorlanmayacak olan tutabilir, zorlanacak olan da Allah’ın ruhsatından yararlanır kanaatindedirler.

Savaş ortamında düşmana karşı mukavemet gösterebilmek amacıyla oruç tutulmayabilir. Ancak, bir zorluk yok ise tutmakta da bir sakınca yoktur. Peygamber Efendimiz (as)’in böylesi durumda oruç tuttuğu da tutmadığı da olmuştur. (Buhari, Müslim, Muvatta, Ebu Davut, Kütüb-i Sitte, c.9, sh.512)

 

İTİKÂFI

Allah Resulü (sav) Ramazan ayında artırdığı ibadet ve infakını, son on günde itikâf ile taçlandırırdı.

“Bir şeyden ayrılmamak, o şey üzere devam etmek” anlamına gelen itikâf; terim olarak şu manaya gelir: “Özellikle cemaatle namaz kılınan bir mescitte, oruçlu olarak, ibadet amacıyla, belli bir zaman dilimi için kalmaya niyet ederek ibadet etmektir.”

İtikâf; Ruhu arındırmak, temizlemektir.

Allah’la baş başa kalmak, O’na yönelmektir.

Günahlara tevbe etmektir.

İbadete daha çok zaman ayırmaktır.

Kur’an’la iç içe olmaktır.

Dünyanın meşguliyetlerinden sıyrılmaktır.

Salih bir kul olmak için gereken enerjiyi almaktır.

Yalnızlığı yaşayarak, hiçbir insanın bir diğerine fayda veremeyeceğini, sadece Allah’ın gerçek dost olduğu ve O’nun rızasını kazanmak gerektiğini düşünmektir.

Kısacası; hayatında yeni bir dönem açmak demektir.

Peygamber Efendimiz (as) özellikle Ramazanın son on gününde itikâfa çok önem verirdi. Hz. Ali (r.a.)’den rivâyete göre: “Rasûlullah (s.a.v.), Ramazan’ın son on gününde aile fertlerini ibadet etmeleri için uyandırırdı.” (Müslim, İtikâf: 3; Buhârî, Teravih: 6) Ve bu uygulamasını vefat edinceye kadar da devam ettirmişti. (İbn Mâce, Sıyam: 58; Ebû Dâvûd, Sıyam: 77)

Allah Resulü (sav) her sene on gün itikâfa girerdi. Sadece vefat edeceği yıl yirmi gün itikâf yapmıştır.

İtikâfa girmek isteyen bir mü’min bunu Ramazan’da yapabileceği gibi, Ramazan dışında da yapabilir. Hanımlar için itikâf yeri, kendi evidir. Peygamber Efendimizin mübarek eşlerinin de itikâfa girdiği rivayet edilmektedir.

 

Mescidi Nebevî’de itikâfa girerdi. Allah Resulü (sav) itikâfa gireceği zaman Mescid-i Nebevî’de kendisine bir yer (çadır) hazırlardı. Orada hep ibadetle meşgul olur, zorunlu olmadıkça dışarıya bile çıkmazdı. (Buhârî, Hayz: 3; Müslim, Hayz: 3) İtikâfta iken; dünyevî işlerle meşgul olmaz, hanımlarıyla birlikte olmaz, toplumsal ilişkilerine bir müddet için ara verirdi.

Bir Müslüman için en güzel itikâf yeri üç büyük mescid olan; Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksa’dır.

 

Kadir gecesini değerlendirmek isterdi: İtikâfa özellikle Ramazan’ın son on gününde girmesinin sebebi, kadir gecesinin bu günlerin gecesinde olmasından dolayıdır. Hz. Âişe (ra); Resûlullah (sav)’ın, “Kadir gecesini Ramazan’ın son on gününde araştırın” buyurduğunu aktarır. (Müslim, Sıyam: 40; İbn Mâce, Sıyam: 56) bu gecenin Ramazan’ın 27. gecesi olması kuvvetle muhtemeldir.

En doğrusunun Allah bilir.

 

İtikâfa giren bir Müslüman neler yapmalı? Bu ibadeti yapmayı düşünen ve niyetlenen Müslüman varsa kaza namazlarını, yoksa da bol bol nafile namaz kılmalı.

Meal ve tefsirinden de yararlanarak çokça Kur’an okumalı.

Peygamber Efendimizin yaptığı dua ve zikirleri yapmalı.

Günahlarından tevbe ve istiğfar etmeli.

Peygamber Efendimiz (as)’in hayatını, hadislerini okumalı. Diğer peygamberlerin ve evliyanın hayat hikâyelerini öğrenmeli.

Başta ilmihal bilgileri olmak üzere, İslâmî bilgilerdeki eksiğini, kendi seviyesine göre gidermeye çalışmalı.

Gereksiz söz ve işlerden, münakaşa, mücadele ve tartışmalardan kaçınmalı. Alış veriş ve ticaret gibi işlerden tamamen uzak durmalı.

 

Unutulan bir sünnet: İtikâf; bugün unutulan sünnetlerimizdendir.

Çoğu şehirlerde hiçbir camide itikâfa giren kimselerin olmadığını görmek çok üzücüdür. En azından bu sünnetin ihyası ve devamı sağlama bakımından, bir (kaç) kişinin bu ibadeti yerine getirmesi toplumsal bir İslami duyarlılığın gereği olsa gerektir.

Modern dünyanın insanları alabildiğine maddeperestleştirdiği, kalplerin katılaştığı, günahların arttığı, dünyevîleşmenin yoğunlaştığı, çıkarın öncelendiği, dostluğun zedelendiği, çok yemek, çok içmek, çok uyumak, çok konuşmak ekseninde ölçünün kaçtığı, İslâmî duyarlılığın azaldığı günümüzde buna şiddetle ihtiyaç vardır.*** 

 

 

 

Ödev Ödev Bizim hikayeler - Hikaye Arşivi Mersin Kablo TV - Mersin Uydunet