Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinin Yenilenen Müfredatı Hakkında Bir Değerlendirme
Yazar Halil İbrahim KABAK   
Image“Niçin İbadet Edilir?” konusu anlatılırken (Sayfa 36) Zâriyât Suresi 56. ayet örnek olarak zikredilmiş, ancak “… İnsanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” şeklinde “Cinleri” ifadesi kesilerek verilmiş. Bunun basit bir hata olmadığı, büyük ihtimalle bir kasıttan kaynaklandığı 7. sınıflardaki varlıklar Âlemi ünitesinde meleklerden ve şeytanlardan bahsedilmiş olmasına rağmen cinlerden hiç söz edilmemiş olmasından anlaşılmaktadır.
Ülkemizde eğitimin yapbozlarından neredeyse tüm eğitimciler hep şikâyet eder dururlar. Bu yapbozlardan biri de müfredat programlarıyla sürekli oynanmasıdır. Bundan önceki müfredat değişikliği 2000 yılında 2517 sayılı Tebliğler Dergisinde yayınlanarak yürürlüğe kondu. Bu müfredat, 28 Şubat sürecinde yaşanan fişleme olaylarının korkusuyla ifade edilmese de iyimser bakacak olursak ilk etapta fazla göze batmadıysa da görüldü ki son derece ideolojik hazırlanmıştı. Bilgiler çarpıtılmış, ayetler tabiri caizse makaslanarak verilmiş, hatta 8. sınıf konularındaki; mezhepler, tarikatlar, cemaatler konularında olduğu gibi gerçekle asla bağdaşmayan ifadelerle, birazcık da doğru bilgilere dayanılarak oluşturulmuş bir müfredat idi.
Ders müfredatı bu öğretim yılından itibaren yeniden değişti ve yürürlüğe kondu. Yeni müfredatta müspet bazı düzelmeler olduğunu elbette görmekteyiz. Misal olarak; yukarıda bahsettiğim; gerçeğe dayanmayan bazı ifadeler düzeltilmiş, ünite sonlarında çeşitli açılardan değerlendirici sorular konulmuş, dersler işleniş tarzı olarak öğrenci merkezli hale getirilmiştir. Konuların arasına etkileyici bir tarzda ayet ve hadis mealleri, şiirler özlü sözler eklenmiş, öğrenciyi -derse hazır gelmese bile- dersin işlenişi esnasında konuyu değerlendirmeye yöneltici boşluklar bırakılarak doldurması istenilmiş, önceki müfredatta yarım verilen bazı ayet mealleri tam verilmiş. Bütün bunlar bu değişikliğin müspet taraflarından bir kısmı. Ancak söz konusu ders Din Kültürü dersi. Dolayısıyla yapılan değişikliklerin de daha dikkatli, titiz kesin bilgiye dayalı, ideolojik olmaktan ve bazı etkilerden kesinlikle uzak olması gerekir.
İnceleyebildiğim kadarıyla bu yeni müfredatın muhtevasında da ciddi eksik ve yanlışlıklar var. Elbette Anayasa’da da belirtildiği üzere dersin Adı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi… Yani tam anlamıyla bir Din Dersi değil ve bir kültür dersinin muhtevasını aşamaz. Tespit edebildiğimiz eksikliklerle ilgili hususlara – Anayasa’da bunun sınırları belli daha fazlasını kim olsa yapamazdı. – gibi bir itirazın vaki olmaması için eklenmesi gereken küçük ilavelerin yanı sıra ağırlıklı olarak yeni ders kitaplarındaki hatalar üzerinde durmaya gayret ettik. Buna göre; öncelikli olarak, sınıf seviyeleri arasına serpiştirilen namaz surelerinde eksikler olduğu görülmekte. 4. sınıflarda dualardan sadece Sübhâneke var, surelerden Fatiha ve Kevser var. 5. Sınıflarda; Rabbena, Salavat ve Tahiyyat duaları surelerden, İhlas ve Fil sureleri. 6. sınıflarda Kunut duaları, Asr, Nasr, ve Felak sureleri. 7. sınıflarda sadece Nas ve Mâûn sureleri, 8. sınıflarda da sadece Ayete’l-Kürsi var. Bu durumda Kureyş, Kafirûn ve Leheb surelerinin hiçbir sınıfın konuları arasında yer almadığı görülüyor. Bunların dışındaki diğer konuları da sınıflar bazında tek tek ele alarak inceleyelim.
4. Sınıflar
Günlük konuşmalarımızda kullandığımız dini ifadeler anlatılırken “Besmele” denilmiş “Eûzü” den hiç söz edilmemiş hâlbuki “Eûzü-Besmele”nin her ikisinin birlikte verilmesi gerekirdi.
Dini semboller konusu işlenirken Kilise ve Havraya da yer verilmiş. Oysaki dini sembolden Müslüman bir toplumda sadece İslam dinine ait olanlar anlaşılır. 4.sınıf seviyesindeki bir öğrenci dinler arasındaki somut ayrılıkları fark edecek çağda olmadığından bunları da İslam’a ait semboller olarak algılayabilecektir.
“Bedenimi Temiz Tutarım” konusunda (Sayfa 36) “Sabah kalktığımızda öncelikle ellerimizi ve yüzümüzü yıkamalıyız.” deniliyor. Hâlbuki Müslüman bir fert sabah kalkınca ilk iş olarak abdest alır. Bu yaştaki bir çocuk için böyle bir bilgi erken denemez çünkü hadis-i şerifte Peygamberimiz (sav) “Çocuklarınıza yedi yaşında namazı emrediniz.” buyurmaktadır. Aynı konu içerisinde “Sık sık banyo yapmalıyız.” denilmekte. Burada gusül abdestine banyo yaptığımızda gusül şeklinde yaptığımız takdirde hem maddi hem de manevi bir temizlik yapmış olacağımız vurgulansa daha iyi olurdu. Ayrıca; aynı konu içerisinde tuvaletten çıkınca ellerin yıkanması gerektiği vurgulanmış ama tuvalet temizliği olan istincadan hiç bahsedilmemiş bu da çok önemli bir eksikliktir.
2. Ünitede sevgili Peygamberimiz (sav)’in hayatını anlatan ünitelerde ismi geçen sahabe ve Ehl-i Beyt gibi zevatın isimlerinin sonuna “Allah ondan razı olsun.” Anlamına gelen “Radıyallâhu anh” ifadesinin kısa rumuzu olan (ra) ve Peygamberimize salâvat getirmenin kısaltması olan (sav) işaretlerininin konulmaması onlara karşı bir saygı eksikliğini ortaya çıkarmaktadır.
Peygamberimiz (s.a.v)’in gençlik hayatından bahsedilen konuda O’nun haksızlıklara karşı koymak için kurulan bir topluluğa üye olduğundan söz edilmiş ama bu topluluğun isminin “Hilful-Fudûl” olduğu belirtilmemiştir.
“Kur’an-ı Kerim’i Tanıyalım” ünitesinde “Ayet” kavramı “Kur’an-ı Kerim’in her bir cümlesine ayet denilir.” şeklinde yanlış tanımlanmıştır. Doğrusu; “Kendi içinde anlam bütünlüğü olan, kelime, cümle veya cümle gruplarına ayet denir.” şeklinde olmalıydı.
5.Sınıflar
1. Ünitede “Allaha İman” konusu işlenmiş, Allaha neden inanmamız gerektiği güzel bir şekilde anlatılmış ancak Allahın Zatî ve Subûti sıfatlarından bahsedilmemiş. Esmâ-i Hüsnâ’dan bazı örnekler Türkçe anlamlarıyla verilmiş. Soyut varlıkları somut olarak algılama çağından, soyut olarak olduğu gibi kavramaya başlayacak çağın başında bulunan 5. sınıf öğrencilerine bu sıfatların da verilmesi onların Yüce Rabbimizi gerektiği gibi ve doğru tanımasına imkân verecekti. Ayrıca hiç bir varlığa isimlerinin kullanılan dile tercümesiyle değil orijinal aslıyla hitap edilirken, Allah (c.c)’ın isimlerinin sadece anlamlarının verilmesi hiçbir açıdan doğru olamaz.
“Niçin İbadet Edilir?” konusu anlatılırken (Sayfa 36) Zâriyât Suresi 56. ayet örnek olarak zikredilmiş, ancak “… İnsanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” şeklinde “Cinleri” ifadesi kesilerek verilmiş. Bunun basit bir hata olmadığı, büyük ihtimalle bir kasıttan kaynaklandığı 7. sınıflardaki varlıklar Âlemi ünitesinde meleklerden ve şeytanlardan bahsedilmiş olmasına rağmen cinlerden hiç söz edilmemiş olmasından anlaşılmaktadır.
82. sayfadaki “Allah’ı Arayan İnsan Hz. İbrahim” konusunun hem başlığı hem de anlatımı 83. sayfada mealleri verilen En’am Suresi 76 – 79. ayetlerin ifadesiyle açık bir şekilde çeliştiği gibi güvenilir tefsir kaynaklarının açıklamasıyla da çelişmektedir. Yani bu bölüm tamamen yanlış bir şekilde verilmiştir. İlgili ayetler iyi düşünülerek incelenirse mesela; “Ay’ı doğarken görünce Rabbim budur (öyle mi), dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi.”(En’am;77)Ayetten aslında Hz. İbrahim (as)’in asıl maksadının Allah’ı aramak değil, henüz onlara sözünü dinletecek çağa gelmediği için yıldıza, aya, güneşe tapan ana-babasına veya çevresindeki insanlara işittirme yoluyla bunlardan Rab olamayacağını anlatmaya çalıştığı gayet açık bir şekilde anlaşılır.
6. Sınıflar
24. sayfada “Kur’an, Tevrat’ı Onaylar.” denilmekte ve Kur’an sanki bu günkü Tevrat’ı onaylıyormuş gibi sunulmaktadır. Hâlbuki Kuran’da, Yahudilerin Tevrat’ı tahrif ettiklerini bildiren ayetler vardır. Bu ifadeler, acaba son günlerdeki “Dinler arası diyalog” çalışmalarının etkisi altında mı bu müfredat hazırlandı sorusunu akla getirmektedir.
İlahi kitaplar arasında Kur’an tanıtılırken, Kur’an’ın içerdiği konular hakkında bilgiler veriliyor ama Kur’an’ın toplum düzeniyle ilgili prensipler de koyduğu gözden kaçırılıyor. Ayrıca, Kur’an’ın kendinden önceki kitaplardan alıntılar yaptığı belirtiliyor ve bazı örnekler sunuluyor. “Kur’an’ın kendisinden önceki kitaplardan alıntılar yaptığı doğru ama bu bilgiler neden çarpıtılarak verilmiş?” diye sormadan edemiyoruz. Çünkü Kuran’ın, önceki kitaplardan alıntı yaparak verdiği bilgilerin çoğu; sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in nübüvveti ile ilgili bu İlahi kitapların şimdiki ve o zamanki nüshalarından çıkartılmış olan ve o kitapların orijinallerinde bulunduğu halde onlara inandıklarını söyleyenlerin inkâr ettikleri ya da ters yüz ettikleri gerçeklerdir.
İbadet Ünitesinde Gusül abdestinden (s; 36) bahsedilmiş ama guslü gerektiren durumlarla gusül olmadan yapılması caiz olmayan hususlardan bahsedilmemiş. Ayrıca gusül gerektiği zaman bunu geciktirmeden derhal gusledilmesinin gerekliliği mutlaka vurgulanmalıdır. Çünkü görev yaptığımız muhtelif illerimizin hepsinde de gençlerimizin çoğunun bu noktada bilgi eksikliğini ve ihmalliğini esefle müşahede ettik.
Namazın şartlarıyla ilgili konuda açıklamalar yetersiz. Mesela; necasetten taharet anlatılırken, dinimizce nelerin necaset sayılacağının ve ne miktara ulaşırsa bunların namaza engel olacağının açıklanmamış olması ciddi bir eksikliktir.
Cemaatle namaz konusunda da günlük namazların da camide ve cemaatle kılınmasının önemi gerektiği gibi vurgulanmamış “Olsa da olur olmasa da olur.” Anlayışı ile verilmiştir. Hâlbuki cemaatle namazı tavsiye eden hadisler ve ayetlerdeki vurgular bunun ne kadar önemli ve terk edilmemesi gereken bir iş olduğunu ortaya koymaktadır.
70. sayfada; Veda Hutbesinde Peygamberimiz (sav)’in üzerinde önemle durduğu konulardan; Tevhid akidesinden sapılmaması, faizin her çeşidinin haram kılınması, ırkçılığın yasaklanması, müminlerin kardeşliği, cahiliye adetlerinin terk edilmesi ve onlara geri dönülmemesi, İslam ahkâmının temel kaynaklarının Kur’an ve sünnet olduğu… vb gibi önemli birçok husus tabiri caizse es geçilmiş ve bunlara hiç değinilmemiştir. Mademki bu konu üzerinde duruluyor ki – durulmalıdır- o zaman bunu sansürlemeden vermek en doğrusu değil mi?
76. sayfada “İslam Dininin Temel Kaynağı Kur’an” başlığı verilmiş; hâlbuki bütün güvenilir âlimlerimiz görüşlerinde ve onların eserlerinde bu temel kaynağın Kur’an ve sünnet olduğu açıkça beyan edilmektedir. Ayrıca bu ifade “Kur’an Müslümanlığı” vs. gibi sünneti dışlayan onu hayattan koparmaya ve uzaklaştırmaya çalışan bir zihniyet çağrışımı yapmaktadır.
114. sayfada Ebû Hanife (ra)’nin hayatı ile ilgili bilgi verilirken; İmam-ı Âzam’ın görüşlerinin öğrencileri tarafından “Fıkhu’l Ekber” isimli kitapta toplandığı açıklanmıştır. Burada hem mezkûr eserin ismi hatalı bir yazımla verilmiş hem de tüm görüşleri bu kitapta toplanılmış gibi sunulmuş hâlbuki bu eser İmam-ı Âzam Hazretlerinin Akaid ile ilgili görüşlerinin toplandığı eserdir.
7. Sınıflar
10. sayfada “Tercihlerinden Sorumlu Tek Varlık İnsan.” diye yanlış bir bilgi var. Zâriyât Suresi 56. ayette; “Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyrulmakta. Yine sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin ceza yeri olan Cehennem hakkında; “Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım.” (Secde; 13) buyrulmakta. Tercihlerinden sorumlu tek varlık insan ise cinlerin Cehennemde işi ne acaba.
“Varlıklar Âlemi” ünitesinde meleklerden ve şeytandan bahsediliyor ancak cinlerden bahsedilmemekte sadece, “Kura’n-ı Kerim’de İblis’in ateşten yaratıldığı ve cinlerden olduğu belirtilmektedir.” cümlesiyle değinilmektedir.   Aynı ünitede, 13. sayfada “… Allah’ın melekler aracılığı ile kendisine yardım edeceğini bilir.” cümlesi itikadî bakımdan sakat bir ifadedir. Bunun yerine “Allah’ın meleklerini kendisine yardım için görevlendireceğine inanır.” şeklinde bir cümle ile ifade edilmesi gerekirdi.
24. sayfanın alt kısmında verilen ayette “Muttakîler” kelimesine “Sorumluluk bilinci taşıyanlar” manası verilmiş. Kur’an’da geçen kavramları manalandırılırken anlama sadakat gerekir.
“Ahirete İman” konusu içerisinde Ahiretle ilgili kavramlar arasında şefaat ve Ru’yetullah’a yer verilmemesi de önemli bir eksikliktir.
35. sayfada oruç tutmakla sorumlu olmayanlara, bayanların hayz ve nifas hallerinde oruç tutamayacaklarının, 36. sayfada adak orucunu tutmayanların sorumlu olacaklarının, 42. sayfada orucu bozan durumlarda kasıtlı olarak ve bilerek orucu bozanlara keffaret gerekeceğinden hiç bahsedilmemiş olması bu müfredatın hazırlanmasında dinde reformcu bir anlayışın etkili olduğu izlenimi vermektedir. Ayrıca “Fitre” konusu açıklanırken Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunun ve iİllerdeki müftülüklerin fitre ile ilgili hadis-i şerifteki miktarı esas alarak fitre miktarını hesap edip kamuoyuna duyurdukları ne kadar fitre vereceğini bilemeyenlerin bu duyuruyu dikkate alabileceği vurgulansa faydalı olurdu.
43. sayfadaki “Orucu Bozmayan Durumlar”la ilgili bilgiler de eksik ve yanlıştır. Mesela; kusmak orucu bozmaz deyip kestirilip atılmış. Hâlbuki kusmanın durumuna göre orucun bozulup bozulamayacağına dair hüküm değişmektedir. Aşı yaptırmanın orucu bozmayacağı belirtiliyor, halbuki aşı yaptırmak iğne (enjeksiyon) yaptırmak gibidir ve bundan dolayı ihtiyatlı davranarak kaza etmek gerekeceği güvenilir kaynaklarda mevcuttur.
56. sayfada, Peygamberimiz (sav)’in Kur’an’ı açıklayıcılığı dışında Kur’an’da olmayan bir takım hükümleri koymaya da yetkili olduğunun belirtilmemesi de sünneti hayattan dışlamak isteyen bir anlayışın ürünü gibi gözüküyor.
8. Sınıflar
1. Ünitenin adı “Kaza ve Kader” ancak içerisinde “Kader”in tanımı çok yüzeysel ve yetersiz yapıldığı gibi “Kaza”dan hiç bahsedilmiyor.
Aynı ünitede kaderin bir parçası olarak bahsedilen Toplumsal yasalara Kur’an-ı Kerim’de sünnetullah denildiği ifade ediliyor ancak bu tabirin Hak ve Batıl mücadelelerinin anlatıldığı yerlerde geçmesine rağmen Hak-Batıl mücadelesinin de toplumsal bir yasa olmasından hiç söz edilmiyor.
84. sayfada “Namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetlerin nasıl ve ne zaman yapılacağını ayrıntılı bir şekilde açıklayan yorumlara, fıkhî yorumlar denir.” denilmiş. Fıkıh sadece budur demek ne kadar doğru? Fıkhın muamelât ve Ukubat gibi kısımlarını saklamak bilime saygı ve dürüstlük, objektiflik gibi kavramların hiç biriyle asla bağdaşmayan aynı zamanda pedagojik olarak ta yanlış bir tutumdur.
“Dinler ve Evrensel Öğütleri” ünitesinde diğer dinlerin sadece İslam ile paralelmiş gibi görünen yönleri verilmiş İslam ile çelişen taraflarından hiç söz edilmemiştir. Hâlbuki dinlerin birbirine benzeyen çok az yönleri olduğu gibi benzemeyen, çelişen hatta çatışan yanları çok daha fazladır. Bu yanlar hoşgörü ve diyalog adına gizlenince bu şekilde bilgilenen öğrencilerimizin zihninde bu dinler İslam ile eşdeğer durumdaymış gibi algılanma riskinin olmadığı söylenemez ki; bu, inanç açısından çok tehlikeli bir durumdur. Oysaki günümüzde Dinler arası Diyalog, Medeniyetler İttifakı vs. göz boyayıcı bir takım söylem ve projelerin İslam’ı ılımlılaştırmak üzerinedir. Bu inançların aslından sapmalarıyla sahip oldukları emperyalist emellerine Müslümanların engel olamayacak duruma gelmeleri ve kendilerine alternatif olmaktan uzaklaştırmak için ortaya atıldığı birçok ciddi araştırmacı ve bilim adamları tarafından ortaya çıkartılmıştır.
 
http://www.millisuur.com.tr/icerik_yorumla.php?id=209
 

Ödev Ödev Bizim hikayeler - Hikaye Arşivi Mersin Kablo TV - Mersin Uydunet