8/1.4. Allah'a Güvenmek (Tevekkül)

Tevekkül, Allah'a teslim olmak, güvenmek, dayanmak, bağlanmak ve sığınmak anlamlarına gelmektedirtevekkül

Tevekkül'ün dini terim olarak anlamıysa, bir amaca ulaşmak için gerekli olan her türlü önlemi alarak; elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra kalben Allah'a bağlanıp ona güvenmek, sonucu Allah'tan beklemek anlamına gelmektedir.

“Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anılınca yürekleri ürperir, kendilerine  Allah’ın ayetleri okununca  bu onların imanlarını artırır ve onlar yalnız Rablerine  tevekkül ederler...” (8/Enfâl suresi, 2)

...Karar verdiğinde de Allah’a tevekkül  et. Kesinlikle Allah, kendisine tevekkül edenleri sever.” (3/Âl-i İmrân suresi, 159)

Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi yapayalnız ve yardımsız bırakacak olursa, ondan başka size yardım edecek kimdir? Öyleyse müminler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler. (3/Âl-i İmrân suresi, 160)

Sevgili peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Sizler Allah’a gereği gibi tevekkül etseydiniz (sabahleyin yuvasından) aç olarak çıkıp giden, (akşamleyin) tok olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.” (Tirmizi, Zühd, 33)

Peygamber efendimizle görüşmeye gelen birisi, söz esnasında deveyle geldiğini söyleyince, peygamberimiz devesini nereye koyduğunu sorar. O da, Allah’a tevekkül ettim, der. Bunun üzerine sevgili peygamberimiz, “Deveni iyi bağla da öyle tevekkül et.” buyurur. (Tirmizi, Kıyame, 60)

SİZ MÜTEEKKİLSİNİZ

Hz. Ömer bir gün camiye  girdiğinde, oturmuş sohbet eden bir topluluk görür. Yanlarına yaklaşıp sorar:

- Sizler kimsiniz, ne iş yaparsınız?

- Bizler mütevekkil (Allah'a tevekkül eden) insanlarız. Çalışmayız. Allah her canlının rızkını yaratmıştır. Bizler vaktimizi ibadetle geçiririz.

Bu sözlere çok kızan Hz. Ömer,

- Sizler mütevekkil değil, müteekkil (hazır yiyici, başkasının sırtından geçinen, asalak)  insanlarsınız! Gerçek mütevekkil, tohumunu tarlaya atan ve ondan sonra Allah’a güvenip dayanan kimsedir.” der ve onları camiden kovar.

KÖTÜRÜM TİLKİNİN RIZKI

Adamın biri elsiz ayaksız bir tilki gördü. “Bu elle, bu ayakla nerden yiyip içiyor? Nasıl yaşayabiliyor?” diye Tanrının lütuf ve kudretine hayran kaldı. Şaşkın derviş bu haldeyken, pençesinde bir çakalla bir aslan çıkageldi ve zavallı çakalı oracıkta yedi. Ondan artan şey de tilkiyi doyurdu.

Herkesin rızkını ulaştıran Tanrı, ertesi gün başka bir tesadüfle tilkinin günlük yiyeceğini  gene gönderdi.

Bu aşikâr gerçek karşı-sında adamın  gözü açıldı. Hemen mescide gidip Tanrı’ya tevekkül etti...

İşini gücünü bıraktı. Lütufkâr Allah'ın gaybdan rızık yollayacağını umarak yakasına gömüldü. Fakat kendisiyle ne el âlem kaygılandı, ne de eş dost. Bir deri bir kemik kaldı; zayıflıktan sabrı da tükendi, idraki de.

Bu sırada mihrabın  duvarından kulağına sesler geldi:

"Be adam , tilki gibi elsiz ayaksız görme kendini. Git de yırtıcı bir aslan kesil. Öyle çalış ki, aslan gibi senden de başkalarına bir şeyler kalsın. Neden tilkiye benzeyip artıklarla doyacaksın?

(Sadi, Bostan, s.118)

 

ŞİİR

Çalış dedikçe Rabbin, çalışmadın durdun,

Onun hesabına bir çok hurafe uydurdun

Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya

Zavallı dini çevirdin maskaraya.

M. Akif ERSOY

 

Ödev Ödev Bizim hikayeler - Hikaye Arşivi Mersin Kablo TV - Mersin Uydunet