Din Akıl ve Bilim Ders Notları
Yazar Site Yöneticisi .   
1. İnsan Düşünen Bir Varlıktır
2. AKIL, DİNÎ SORUMLULUĞUN ÖN ŞARTIDIR
3. DİN, İNSANIN AKLINA VE KALBİNE HİTAP EDER
4. KUR’AN AKLIMIZI KULLANMAMIZI İSTER
5. BİLGİ OLMADAN BİLİM OLMAZ
6. DİN VE BİLİM, İNSANIN ANLAM ARAYIŞINA CEVAPTIR
7. DİN VE BİLİM İNSANI ÖZGÜRLEŞTİRİR
8. BİLGİSİZ TAKLİT, TAASSUBA GÖTÜRÜR
9. İSLÂM, BİLİMİ TEŞVİK EDER

1. İnsan Düşünen Bir Varlıktır

Akıl, insanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliktir.


Akıllı olmanın en önemli göstergesi düşünmektir. Düşünme, aklın temel işlevidir. Eğer aklı bir makineye benzetecek olursak, düşünme makinenin çalışması gibidir. Çalışma, makineden ayrı tutulamayacağı gibi, düşünce de akıldan ayrı tutulamaz. İnsan, ister tek başına olsun, ister toplum içinde olsun, düşünür. İnsanı düşünceden soyutlamak mümkün değildir. Düşünmeyen, yani aklını kullanmayan bir insan kendisini diğer varlıklardan ayıran özelliğini kullanmamış olur.

Düşünme, insanın davranış ve eylemlerinde aklını kullanmasıdır. Düşünme, doğru bilgileri içerirse doğru sonuçlar verir. Bu yüzden doğru düşünmenin yolu, doğru bilgilere sahip olmaktır.

 

İnsan, etrafında olup bitenleri düşünür. Söz gelimi insan, kim olduğunu ve niçin yaratıldığını, öldükten sonra ne olacağını, içinde yaşadığı evrenin nasıl oluştuğunu düşünür.

 

İnsan; evreni, var oluşu anlamaya, sorularına yanıt bulmaya çalışır. Din, insanın bu çabasını destekler. Çünkü din, düşüncenin ortaya koyduğu bu sorulara yanıt verir. Yüce Allah, şöyle buyurur: “...Düşünen insanlar için ayetlerimizi açıkladık.” (6/En’âm suresi, 98)

 

Düşünen insan, davranışlarında doğru hareket eder. Söz gelişi, kendisine söylenen herhangi bir bilgiyi düşünmeden, araştırmadan kabul etmez. Konunun neden ve sonuçlarını düşündükten sonra karar verir. Düşünen insan, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkalarına yapmaz.

 

Her türlü kalkınmanın temelinde düşünme vardır. Uygarlıklar, düşüncenin ürünüdür. Söz gelimi, bir bina mimarın düşüncesinin ürünüdür. Bu binanın daha iyi yapılması için, daha çok araştırmaya, daha çok düşünceye gereksinim vardır. Öyleyse, uygarlıkların  ilerlemesi için de daha çok düşünmek ön koşuldur.

 

Dinimiz, düşünmeyi teşvik eder. Kur’anıkerim’de düşünmeyle ilgili pek çok ayet vardır. Yüce Allah şöyle buyurur: “Allah düşünesiniz diye size delillerini apaçık bildiriyor.” (2/Bakara suresi, 226)  Bir başka ayette de, “Onlar, akıl sahipleri yerin ve göğün yaratılışı hakkında düşünürler.” (6/En’âm suresi, 191) buyuruyor. Dinimize göre düşünme bir ibadettir.

 

Kur’an, Allah’ın varlığına, birliğine, yüceliğine olan inancımızı güçlendirmek için bizleri düşünmeye davet eder. Kur’an, delil ve belgelere dayanarak konuşmamızı, doğruyu yanlıştan ayırmamızı ister, bunun için de düşünmemizi ve bilgilenmemizi öğütler.

 

Dinimiz düşünmenin önündeki tüm engelleri kaldırmış, düşünmeyi ve düşündüğünü ifade etmeyi teşvik etmiştir.

 

Düşünceyi engellemek veya durdurmak, insanın yaratılış amacına aykırı iş yapmaktır.

 

2. AKIL, DİNÎ SORUMLULUĞUN ÖN ŞARTIDIR

Akıl, sadece insana özgü bir yetidir. Akıl, iyiyi ve kötüyü ayırt etme yetisi olarak tanımlanır. İnsan, akıl sayesin-de yaşamını uygarca sürdürür.

İnsanların bir arada yaşaması, onlara  birtakım  sorumluluklar yükler. Bu sorumlulukla-rın farkına varılması ve yerine getirilmesi  ancak akıl sayesinde olur. İnsanın sorumluluklarını anlaması, takdir etmesi ve yerine getirmesi akıl ve düşünceyle gerçekleşir. Kendisine verilen yükümlülüğü anlamayan, bunu takdir edemeyen birini sorumlu tutmanın anlamı yoktur.

 
İnsanların huzur ve mutluluğunu hedefleyen din, bu hedeflerin gerçekleşmesi için insana birtakım sorumluluklar yükler. Bu sorumlulukların bilincine varma ancak akıl sayesinde gerçekleşir. Bu yüzden akıl, dinî sorumluluğun ön şartıdır.

 

Yüce Allah, ancak akıl sahiplerinin;

- Kendisinin varlığına ve birliğine inanacağını (2/Bakara suresi, 164)

- Kur’an’ı doğrulayacağını (13/Ra’d suresi, 19)

- İyi ve kötüyü ayırt edebileceğini (5/Mâide suresi, 100)

- Evrendeki olayları inceleyip Allah’ın yüceliğini anlayabileceğini (3/Âl-i İmrân suresi, 190) bildirir.

 
Hz. Peygamber, akıldan daha faydalı bir sermayenin ve insanı süsleyen bir ziynetin

olamayacağını belirtir. 

 
3. DİN, İNSANIN AKLINA VE KALBİNE HİTAP EDER

 Akıl, hayatımızı zenginleştirip ufkumuzu açar. Akıl sayesinde yaşamımız her açıdan gelişir, yeni boyutlar kazanır. Akıl, yolumuzu aydınlatarak gerçekler hakkında daha net görüşler elde etmemizi sağlar.

 
Din, aklın yanı sıra kalbe hitap eder. Kur’anıkerim kalbi; anlayan, bilen, tanıyan bir yetenek olarak tanıtmıştır. Yüce Allah şöyle buyurur:

 “...Ve sizin için kulaklar, gözler ve kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” (32/Secde suresi, 9)

 “Sana karşı çıkanlar yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette anlayacak kalpleri, işitecek kulakları olurdu...” (22/Hac suresi, 46)

 “Bilmediğin şeyin peşine düşme; muhakkak ki göz, kulak ve kalp, bunların hepsi  ondan sorumludur.” (17/İsrâ suresi, 36)

 Dinimiz, gerçeğin tam olarak anlaşılması için akıl ve kalbin birlikte çalışmasını istemiştir.

 İnsan, hiçbir sorumluluğu sonuna kadar sadece akıl ile yerine getiremez. Sorumluluğun üstlenilmesi ve yerine getirilebilmesi için kalbin itici ve yapıcı etkinliği de gereklidir.

 Dinimiz, akıl ve kalbi birlikte, bir bütün olarak kullananların mutluluğa ulaşacaklarını  söyler. Yüce Allah şöyle buyurur:

“İşte vadedilen cennet, Allah’a yönelen, buyruklarını gözeten, görmediği hâlde Rahman’a derin bir saygı duyan ve Allah’a yönelmiş bir kalp ile gelen kimselere mahsustur.” (50/Kaf suresi, 32-33)

4. KUR’AN AKLIMIZI KULLANMAMIZI İSTER

Aklımızı kullanmak, herhangi bir sorunu akıl yardımıyla çözmek anlamına gelir. Karşımıza çıkan her türlü zorluğu ancak aklımızı kullanarak aşabiliriz.

 Kur’an’ın amacı, insanların mutluluğunu sağlamaktır. Bu mutluluğa ulaşmada Kur’an’ı anlamak önemli bir yer tutar. Kur’an’ı anlayacak olan ise aklını kullanan insandır.

 Kur’an, bildirdiği gerçeklerin görülmesini ve anlamlandırılmasını ister. Kur’an; Allah, insan ve evren hakkında bilgiler verir ve bunların birbirleri ile ilişkilerinin nasıl olması gerektiğine işaret eder.

 Kur’an, Allah’ın varlığının ve birliğinin anlaşılmasını ister: “Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olan denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü hâldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzüne her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde aklını kullanan bir toplum için Allah’ın varlığını ve birliğini kanıtlayan birçok delil vardır.” (2/Bakara suresi,164 )

 
Kur’an; Allah’ın ilminin, gücünün,  yüceliğinin, kısaca varlığına ait niteliklerin bilinmesi için aklımızı kullanmamızı ister: “O; geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah’ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok delil vardır.” (16/Nahl suresi, 12)

 Kur’an; insanın niçin yaratıldığını, neyi niçin yapması gerektiğini bilmesi için aklını kullanmasını ister: “Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden odur.” (6/En’âm suresi, 2), “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır...” (67/Mülk suresi, 2)

 Kur’an, evrenin Allah tarafından yaratıldığını, evrendeki olayları onun belirlediğini, onun varlığının evren vasıtasıyla anlaşılabileceğini ve evreni insanın hizmetine verdiğini bilmemiz için aklımızı kullanmamızı ister: “Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah’ındır.” (2/Bakara suresi, 107),  “Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.” (55/Rahmân suresi, 2)

 
İslâm, aklın kullanılması ve bilim yolunda çaba harcanması gerektiği üzerinde ısrarla duran bir dindir.

 Kur’an; aklını kullananları, düşünenleri, ibret alanları övmüş; bir düşünceye, bir uygulamaya körü körüne bağlananları yermiştir. Kur’an’da, “Akıl etmez misiniz?”, “Düşünmez misiniz?”, “Anlamaz mısınız?” şeklinde biten çok sayıda ayete rastlamaktayız. Kur’an’da yer alan bu ayetlere dayanarak aklın kullanılmasının dinî bir gereklilik olduğunu anlıyoruz.

 
5. BİLGİ OLMADAN BİLİM OLMAZ

Bilgi, bilen insan ile bilinen arasındaki ilişkiden ortaya çıkar. Bilgi, düşüncenin ürünüdür. Düşünceyi bir ağaca benzetecek olursak, bilgi onun meyvesidir.

 Bilim, bilgileri  bütünleştirip düzenleme etkinliğidir. Bilimin işleyişi şu şekildedir: Bilim adamı, araştırdığı konu hakkında o ana kadarki bilgi birikiminden bir kuram oluşturur. Kuram, bir şey hakkında oluşturulan görüşler bütününün belli kurallar ve kavramlar çerçevesinde ifade edilmesidir. Bilim adamı ortaya koyduğu kuramın doğruluğunu test ederek, kanıtlamaya çalışır. Bilim adamı, bu kuramları belli yöntemler içerisinde değerlendirerek bilimsel bilgiyi ortaya koyar. Bilim, kendine has yöntemiyle evreni araştırır.

 Bilim, evrendeki olgu ve olayların yapılarını ve onlar arasındaki neden-sonuç bağlantılarını keşfeder. Bu keşifleri bir sistem hâline getirerek, olup bitenlerin hangi yasalara göre gerçekleştiğini belirler. Bilim, insanın huzur ve mutluluğu yönünde hizmet vermelidir.

 Bilgi, bilimin ham maddesi gibidir. Bilgi olmadan bilim olmaz. Bilgiler çoğaldıkça bilimde ilerleme gerçekleşir. Bilimin ilerlemesi, her alanda aydınlanma anlamına gelir. 

 
6. DİN VE BİLİM, İNSANIN ANLAM ARAYIŞINA CEVAPTIR

İnsan, doğumundan itibaren etrafında olup bitenleri merak eder. O, evrendeki her şeyi ve kendisini anlama-ya çalışır. Akıp giden yaşamın bir anlamı olup olmadığını düşünür.

 Yaşamın bir anlamının olmaması, yaşamın boş veya saçma olduğu anlamına gelir. Bu durumda yaşam çekilmez olur.

 İnsan, çevresi ve kendisi hakkında çeşitli sorular sorar. Bu sorulardan bazıları şunlardır: İçinde yaşamakta olduğumuz evrenin özellikleri nedir? Evrendeki yerimiz nedir? Nereden geldik ve nereye gideceğiz? Ölümden sonra bir hayat var mıdır? Yaşamın anlamı var mıdır? Nasıl davranmamız gerekir? 

 İnsanın anlam arayışındaki bu sorular, din ve bilimin ortak sorularıdır. Din ve bilim, bu sorulara yanıtlar verir.

 Din ve bilim, gerçeği göstermeye çalışır. Söz gelimi din, insanın doğasıyla ilgili bilgiler verir. Diğer taraftan psikoloji, anatomi, antropoloji gibi bilimler, insanın davranışlarına ve doğasına dair yanıtlar arar. Din, toplumların yaşayışları konusunda birtakım bilgiler verir. Sosyoloji, toplumu inceleyerek toplum yaşamıyla ilgili sorulara yanıtlar bulmaya çalışır. Din, doğanın yapısı hakkında bilgiler verir. Fizik, bu yapıya dair sorulara yanıtlar bulmaya çalışır.

 Din, olması gerekenleri ve değerleri bildirerek, bilim ise olanı inceleyerek bu anlam arayışına yanıt verir.

 Din, insanın düşünce ve duygu dünyasını genişleterek aradığı yanıtları bulmasını ister. Bilim ise, zaman ve mekân dünyasında yer alan şeylerin, olgu ve olayların yapılarını, onlar arasındaki bağlantıların oluşturduğu düzeni keşfeder. Bilim, bu keşifleri bir sistem içinde toplamayı ve  bütün olup bitenlerin hangi temel yasalara göre oluştuğunu belirlemeyi amaç edinir.

 Din ve bilim, insanın anlam arayışında birbirini destekler. Söz gelimi, inanan insan inandıklarını doğrulamak ister. Bu doğruluğu sağlamada bilimden yararlanır. Aynı şekilde bilim, ortaya koyduğu gerçekliklerin anlamlı bir bütün ifade etmesi için dinden yararlanabilir.

 

7. DİN VE BİLİM, İNSANI ÖZGÜRLEŞTİRİR


Özgürlük, davranış ve düşün-celerde hür olmaktır. Ancak sınırsız özgürlük düşünülemez.

 Özgürlük bir bilinçtir. Bu bilinç, insanın bilgilenmesi, araştırması ile oluşur. İnsanlar bilgi ile aydınlandıkça kendisini engelleyen bağlardan kurtulur. İnsan bilgilendikçe olaylar hakkında düşünceleri kesinlik kazanır, sorunları o oranda daha iyi çözümler.

 Din ve bilim, gerçekte doğru bilgiye, araştırmaya, öğrenmeye dayanır.

 Din ve bilim, insanın bilgilenmesini, kendisini ve evreni tanımasını, sahip olduğu düşünceleri gözden geçirmesini ister.

 Dinimizde inanma bile özgürlük alanı içindedir: “De ki hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (18/Kehf suresi, 29), “Dinde zorlama yoktur.” (2/Bakara suresi, 256)

 Din, gerek bireysel, gerek toplumsal yaşamımıza ilişkin öğütler vererek özgürlüğümüzü engelleyen, kötü alışkanlıkların esiri olmaktan bizi korur.

 İlim, ilim bilmektir.

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsin,

Bu nice okumaktır.

              (Yunus Emre)

 Bilim, yöntemi gereği araştıracağı konuya şüpheyle bakar. Bilim adamı, araştıracağı nesne hakkındaki her türlü ön yargıdan uzak durur. Ön yargılardan uzak durmak, kesin ve doğru bilgilere ulaşmak, özgürleşmek anlamına gelir. Bilim, insanları aydınlatarak özgür olmalarını  sağlar.

 
Bilgi bilin, ey beyim!

Bilgi sana eş olur.

Bilgi bilen insana,

Bir gün devlet yâr olur.

(R. R. Arat, Eski Türk Şiiri’nden)


Din ve bilim, insanlığın önündeki engelleri kaldırarak insanın özgür olmasını sağlar. Türk tarihi, hoşgörü ve özgürlük tarihidir. Türk büyükle-rinin bilimde, sanatta insanlığa önderlik etmesi, çağ kapayıp çağ açması, kurdukları devletlerin yüzyıllarca hüküm sürmesi düşünce özgürlüğüne önem vermeleri sayesinde olmuştur.

 Atatürkçü düşünce sistemi özgür-lüklere, özellikle de düşünce özgürlüğüne saygı duyar. Atatürk, Türk devletinin “Fik-ri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesillere” sahip olmasını öngörmüştür. O, barış ve  huzurun ancak özgürlük ile sağlanacağını ileri sürmüştür. Bu konuda Atatürk şöyle der: “Fikirlerin, inanışların başka başka olmasından şikâyet etmemek lâzımdır.” (Atatürkçülük,  s. 121)

 Atatürk, “Her kişi, istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine göre bir siyasî fikre sahip olmak, seçtiği dinin şartlarını yerine getirmek veya getirmemek hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin vicdanına ve hürriyetine egemen olunamaz.” (Atatürkçülük, s. 122) sözleriyle  kişilerin düşüncelerinde özgür olduklarını açıklamıştır.

 Atatürk, “Bütün fikir ve inanışlar, bir noktada birleşirse burada hareketsizlik vardır, bu da ölüm işaretidir.” (Atatürkçülük, s.122) der. Özgürlüğün karşısında taassup (bağnazlık) bulunur. Taassubun olduğu yerde düşünce ve inanç özgürlüğünden söz edilemez. Özgür düşüncelerin serbestçe tartışılabilmesi ancak taassubun zararlarının bilincine varmış toplumlarda gerçekleşir.. Atatürk, “Bunun içindir ki gerçek hürriyetçiler, taassupsuzluğun genel bir nitelik olmasını arzu ederler.” (Atatürkçülük, s. 122) der. Atatürk, taassubun önüne geçilmesi için “fikrî terbiyenin yüksek olması gerektiğini ” (Atatürkçülük, s. 123) söyler.

 Atatürk, gerçek özgürlükçülerin, yeri geldiğinde bir düşünceye bilinçsizce bağlanmış olanların yapacakları yanlışlara karşı da uyanık olmak zorunda olduklarını belirtir. Bu konuda şunları söyler: “Gerçek hürriyetçiler, hürriyetçi olmayanlara karşı da geniş davranılmasını isterler. Fakat, bunların hiçbir zaman elleri, ayakları bağlı olduğu hâlde kurbanlık koyun durumuna razı olacakları asla kabul edilmemelidir.” (Atatürkçülük, s. 123)

 Atatürk, cumhuriyetimizin düşünce özgürlüğünü sağlamaktan ve her türlü taassubu etkisiz hâle getirmekten sorumlu olduğunu bildirir. Anayasanın 26-29. maddeleri herkesin düşünce ve inançlarını söz, yazı, resim veya başka yollarla açıklama ve yayma hakkına sahip olmasını karara bağlamıştır.

 

8. BİLGİSİZ TAKLİT, TAASSUBA GÖTÜRÜR

Bilgisiz taklit, bir inanç veya düşünceyi araştırmadan, incelemeden kabul etmektir. Bu durum, insanları bir düşünceye ve inanca körü körüne bağlanmaya (taassuba) götürür.

 İnsanlar çeşitli nedenlerden dolayı bilgisiz taklitçiliğe düşerler.

 
Bilgisiz taklitçilik; duygusal inatçılık, aşırı taraftarlık, üstünlük duygusu, farklı görüştekilere yaşama hakkı tanımama şeklinde ortaya çıkar. Taklitçilik, her çeşit düşünceyi ortadan kaldırır. İnsanları kolaycılığa, tembelliğe, tekdüzeliğe alıştırır.

 Bilgisiz taklit, olumsuz düşünce ve davranışları ön plâna çıkararak toplumda barış ve huzurun oluşmasını engeller. Toplumun hak ve özgürlüklerini ortadan kaldırır.

 Düşünce alanında, özgür düşüncenin karşısında taassup vardır. Fikirlerini özgürce tartışabilen kimseler, taassubun zararlarının bilincine varmış kimselerdir.

Dinimiz, doğrusunu ve yanlışını ayırt etmeksizin her türlü inanç ve düşünceye körü körüne bağlanma ve “Atalarımızdan böyle gördük.” demenin insanları büyük tehlikelere sürükleyeceğini haber verir. Yüce Allah, bilgisiz taklitte ısrar edenlere şu uyarıda bulunur: “Onlara, ‘Gelin, Allah’ın indirdiği kitaba ve peygambere uyun.’ dendiğinde ‘Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız.’ derler. Ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idi iseler?” (2/Bakara suresi, 170)

Dinimiz bilgisiz taklidi; okuma, araştırma, düşünme gibi eylemlerle ortadan kaldırmayı hedefler. Yüce Allah şöyle buyurur:  “De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (39/Zümer suresi, 9)

 

9. İSLÂM, BİLİMİ TEŞVİK EDER

İslâm, bilimi teşvik eder. Nitekim, peygamberimize ilk inen ayet, okumayı, dolayısıyla bilgi ve bilmeyi emretmektedir: “Rabbinin ismiyle oku.” (96/Alak suresi, 1) Dikkat edilirse bu ayette okuma ve öğrenme emredilirken neyin okunacağı belirlenmemiştir. Bu, her şeyin okuma, öğrenme ve bilimin konusu olduğunu göstermektedir. Aynı ayetin ilerisinde bilgiyi temsil eden ‘kalem’e dikkat çekilmektedir: “Oku, çünkü iyilik sahibi olan Rabbin kalemle yazmayı öğretti.” (96/Alak suresi, 3-4) Kalem kelimesinin ilim ve kültürü temsil ettiği düşünülürse, Allah’ın bizden ilim ve kültür sahibi olmamızı istediği anlaşılacaktır.

 

Kur’an, insanlardan bilimi elde etmenin en değerli aracı olan aklın kullanılmasını iste-mektedir: “Dirilten de, öldüren de odur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de onun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz?” (23/Mü’minûn suresi, 80)

Kur’an, insanlar arasındaki üstünlük ve ilerilik özelliklerinden en önemlisinin bilim olduğunu ve inananların bilgice üstün olmalarının gereğini vurgular: “İlimde derinleşmiş olanlara büyük mükâfatlar vereceğiz.” (4/Nisâ suresi, 162),  “Rabbim ilmimi artır, de.” (20/Tâ-Hâ suresi, 114)

Bilgi ve bilim sayesinde inancımız, daha da güçlenir ve böylece Allah’a daha yakın oluruz. Kur’an, Allah’ı hakkıyla bilenlerin bilgili insanlar olduğunu söyler.

Peygamberimiz de bilimi teşvik etmiştir. O, “İlim Çin’de de olsa arayınız.” (Keşfü’l-Hafa, 1/138, Nu:398) sözüyle her türlü bilgiyi tereddüt etmeden almayı öğütler. Yine peygamberimiz, “İlim öğrenmek kadın erkek her Müslümana farzdır.”(İbn-i Mâce, Mukaddime, 17) demiştir.

 

Dinimize göre bilim, evrenin sırlarını ortaya çıkarmanın yoludur.

 

Öyleyse, yüce Allah’ın bildirdiklerini daha iyi anlamak için bilgilenmemiz, bilimsel çalışmalar yapmamız gerekmektedir.

 

 

Ödev Ödev Bizim hikayeler - Hikaye Arşivi Mersin Kablo TV - Mersin Uydunet