7/5.2.5. Hoşgörü ve Bağışlama

Hoşgörü ve bağışlama insanı yücelten ulvî duygulardandır. Merhametin gücü şiddet ve öfkenin gücünden her zaman üstün gelmiştir. Dünya sevgi ve merhamet üzerine kuruludur. Allah’ın 99 güzel isminden Gafur, çok bağışlayıcı, Tevvab ise tövbeleri kabul eden anlamına gelir.

Kuran ahlakına sahip olan Peygamberimiz o kadar merhametliydi ki Müslümanlara olmadık kötülükler yapan, eziyetler çektiren putperestleri bile, eline pek çok cezalandırma fırsatı geçmesine rağmen, affetmiş; onları yenip ortadan kaldırmaktansa kendine çekip kazanmayı hedeflemişti. Bedir Savaşında aldığı esirleri, Müslümanlara okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakmış, yıllar sonra Mekke’ye zaferle döndüğünde İslam’ın en azılı düşmanlarını affettiğini ilan etmiştir. Peygamberimizin gönlünden akan bu merhamet seline karşı, putperestlerin lideri olan Ebu Süfyan bile duyarsız kalamamış, sonunda o da şahadet kelimesini söyleyerek Müslüman olmuştur.

Kendisi hem yetim hem de öksüz olarak büyümüş olan ve bir çocuk için anne-baba hasretinin ne demek olduğunu çok iyi bilen Peygamberimiz özellikle öksüz ve yetimlerin üzerine titrerdi. O şöyle derdi:

“–Merhamet etmeyene (Allah tarafından) merhamet edilmez.”

Ufak tefek olayları, gönlümüzdeki insan sevgisini zedeleyecek şekilde büyütmemeliyiz. Kin ve düşmanlık duyguları, kaba ve itici davranışlara sürükler. Kaba hareketlerin sahibi olan insanlar dost edinemezler. Başkalarının bize kırgın olmasını istemiyorsak, biz de başkalarını kırmamalıyız. İstemeyerek başkalarını kırdığımızda özür dilemeliyiz. Hoşgörülü ve bağışlayıcı olmalıyız. Mü’min güleryüzlü ve hoşgörü sahibidir. Kalp kırmaktan, gönül incitmekten kaçınmayı dini ve ahlaki bir görev sayar. Kişiliğinde, ağırbaşlılık ve yumuşak huyluluğu bütünleştirir. Kin ve düşmanlık duygularının pişmanlık ve üzüntüden başka bir sonuç getirmeyeceğini bilir. Dinimiz insanlar arasındaki kin ve düşmanlık duygularının giderilmesini, bizlerin barıştırıcı ve uzlaştırıcı olmamızı ister. Müslüman’ın güler yüzlü, hoşgörülü olması, kalbini sevgi, saygı ve merhamet duyguları ile doldurması gerekir. Kaba, kırıcı, kin ve intikam duyguları ile dolu olmamalıdır. Çevresindeki insanlara da barış ve kardeşliği tavsiye etmelidir. Peygamberimiz gibi bağışlayıcı ve hoşgorülü olmaya çalışmalıdır.

Hoşgörülü ve bağışlayıcı olmak, kontrolsüzlük ve başıboşluk anlamına gelmez. Kendi işlerimizi ve görevlerimizi dikkatli bir şekilde takip emeli, boşluklar veya gevşeklikler ortaya çıktığında, gerekli önlemleri almalıyız. Aksi takdirde başarısızlıklar peşimizi bırakmaz.

Anlatım: Dr. Ali Kuzudişli, Dr. Mustafa Akman www.dinibil.com

HİKAYE

Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.
Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için
bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister.

O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş
Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun
üzerine adam mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır.
Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.

Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmediğini
söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

Mevlana söyle der:
Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir sahin gibidir. Öyle her leşe konmaz.
O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir der.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergahı'na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye,
Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş
Veli'ye sorar.

Hacı Bektaş da söyle der:
-Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nin gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden,
bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu
sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir der .

 

Ödev Ödev Bizim hikayeler - Hikaye Arşivi Mersin Kablo TV - Mersin Uydunet