Tüm Başörtüsü Mağdurlarına Saygılarımla

Dr. Mehmet SÜRMELİ

08-06-2020 10:32


“Başörtüsü füruattandır” diyenler, başörtüsünün Müslümanları geleceğe taşıyan en önemli varlık alanlarından birisi olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Bu sapık ve emperyalizme odaklı değerlendirmeleriyle Müslümanlığın gelecek nesillere taşınmasını engelleyerek ve Amerikan merkezli bir dünyayı inşaya yardım ederek İslâm’ı alternatif olmaktan ebediyen çıkarmak istemişlerdir. Bu hezeyan sahipleri başörtüsü ile kozmetik tüketimi arasında ters bir orantının da olduğuna vakıftılar. Başörtüsü takan bir hanımefendi arkasında çok uluslu şirketlerin (ÇUŞ) olduğu kozmetik ürünlerini bilinçle kullanmadıkça emperyalizme mali bir zarar vereceği aşikârdır. Bunu bilen “belamlar” dini kapitalizmin lehine kullanarak ÇUŞ’ların yollarını açmak ve onların sermayelerine sermaye katmak istemişlerdir. Bu sermaye daha sonra dünya Müslümanlarının başına bomba olarak yağacaktır. Yeri gelmişken şu hususu da belirtelim; “başörtülü hanımların bir kısmı felsefe bilmediklerinden” akesuara dönüştürdükleri bu kıyafeti her türlü kozmetiği çılgınca kullanıp teşhir ederek kapitalizme; Amerika’ya uşak olma yolunda epeyce mesafe de katettiler. Böyle bir tercihle alınan sözde başörtüsü Müslümanların elbette varlık alanlarından birisi olamaz. Çünkü ciddi bir tesettür ve onun olmazsa olmazı olan başörtüsü iman edilen bir dünya görüşünün ameli ikrarıdır.


Başörtüsü zulmünün öyle mağdurları var ki yazmakla ve konuşmakla bitmez. Onların ruh hâllerini erkekler anlamaz. Vaktinde anlasalardı hanımlar zulümle baş başa bırakılmazlardı. Aynı mağduriyeti ailecek yaşayan birisi olarak şu açıklamayı tarihe not düşmek amacıyla yazıyorum. Eşim başörtüsü zulmünün ilklerindendir.Sağ ve sol siyasetin yıllarca mağduru olmuştur. On yıllık öğretmenlik hayatında defalarca sürgün edilip çeşitli disiplin cezaları almıştır. Baskıcı müfettiş ve kaymakam korkusuyla teneffüse bile çıkamaz hâle gelmişti. En sonunda da görevi bırakmıştır. Sürgünler nedeniyle ev taşımaktan bıkmıştık. 1978 yılında yine başörtüsü mağduru olarak Yahyalı’dan sürgün edildiğinde bir tanıdık vasıtasıyla Kayseri İl Milli Eğitim Müdürü Fevzi Yılmaz’ın makamına çıkmıştık. Bugün bile adını unutamadık ve unutmayacağız. İl milli eğitim müdürüne derdimizi anlatıp bu tayinin durdurulmasını istiyorduk. Adam (!) daha eşimi başörtülü görür görmez; “Bu ne kıyafet? Siz ahirette bu kıyafetle Atatürk’ün huzuruna ne yüzle varacaksınız” diye çıldırmıştı. Tabiki işimizi yapmadı; sürgünü durdurmadı. Biz yine ev taşıdık vs… Yıllar sonra bu şahsın öldüğünü duymuştum. Bu adamla ahiretteki hesaplaşmamız her hâlde çok daha heyecanlı ve müthiş geçecek. Ama hesabı mutlak adalet üzerine Allah (cc) görecek. Mustafa Kemal’in değil Allah’ın huzuruna çıkacağız. Herkes imanının bedelini ödeyecek. Zerre miktarı zulüm karşılıksız kalmayacak. Biz bu kişilere hakkımızı hiçbir zaman helal etmiyeceğiz.


Katsayı mağdurları ve verilmeyen başarı ödülleri apayrı bir araştırmadır. Zalimler saymakla bitmez. Binlerce mağdur ve mazlum var. Bir başka mazlumu da yine ailemden vereceğim. Bu sefer mazlum büyük kızım Sârâ’dır. Ankara Tıp Fakültesini, tarihinde en yüksek not ortalamasıyla (98 puan) 2003 yaz döneminde bitiren Kızım Sârâ’nın ödülü İmam Hatipli ve başörtülü olduğu için elinden alınmıştı. Birincilik konuşmasına kadar hazırlatılmış sonra da başörtülü ve İmam Hatipli olmanın bedelini ödemişti. Ona bu bedeli ödeten kadının acı sonunu haberlerden öğrenince sadece; ilahi adalet yerini buldu demiştik. Diğer kızım Sümeyra’nın ise üniversiteye giriş sınavında katsayı uygulamasına bağlı 45 puanı düşürülmüştü. Bu puan düşürülmeler masum bir uygulama değil; Müslümanların hayatın içerisinde yükselmelerini engellemek ve onlara kendi biçtikleri rolden başkasını reva görmemekti. Kemalizmin kast sistemine göre Müslümanlara “maraba” görevi verilmişti. Eğitim adına bir neslin psikolojisini bozdular. Ülkemizin hocaları elbirlik hâlinde “Bu zalimlerin ve müşriklerin Müslümanlar üzerinde velayet hakları yoktur” diye protesto bile etmediler. Kanaat önderleri ucuz oy deposu oldukları verili siyasetin ağalarını topluca hizaya getiremediler. Herkes aldığı menfeatlerle avunmayı tercih etti. Bireysel çıkışlar yapanların sevabını elbette Yüce Allah verecektir. Bu yazılanlar yaşananların milyonda biri bile değil. Başörtüsü konusunda yüzbinlerce insanın ocaklarına ateş düşmüştü. Duyulan hakaret ve aşağılayıcı sözlerin ise hesabı bile belli değil. Bu millet; “Örtünmek isteyenler Arabistan’a gitsin.” Diyen mason cumhurbaşkanından; başörtüsüyle meclise giren milletvekiline;“Şu kadına haddini bildirin.” diyen başbakana kadar hepsini görmüştür. Hepsinden önemlisi bu adamların cenaze namazlarını Müslümanlar(!) kılmışlar, “sorulduklarında “iyi bilirdik diye yalancı şahitlikte bulunmuşlar; hatta sonuncusunu meşhur vaizlerden biri de olan Diyanet İşleri Başkan Vekili kıldırmıştır. Bu hocaları görünce insan tarihe seslenmek istiyor; şahsiyet önderi, zâlimin hasmı, mazlumun destekçisi İmam Ebu Hanife, neredesin? Biz burada sadece merhum Mevdudi’nin verdiği bir fetvayı hatırlatmak istiyoruz. Merhuma soruyorlar; “Hindistan da hangi hayvanlardan kurban kesilebilir?” Mevdudi, Şu cevabı veriyor. “Deve, sığır, koyun ve keçi kesebilirsiniz. Fakat Hindular ineğe tapındıkları için buradaki Müslümanların bu batıl anlayışı yıkmak için inek kesmeleri vaciptir.” Bu anlayış çerçevesinde söylemek isterim ki modern hayat tarzını seçenler Müslümanları batılılaşmaya ve sekülerizme entegre etmek için başörtüsüne bilinçle karşı çıkmaktadırlar. Bu oyunun farkında olan Müslümanların başörtüsünü tevhidin en önemli sembollerinden biri olarak algılamaları ve bu anlayışla; azimet fıkhıyla uygulamaya koyulmaları gerekir.

MEHMET SÜRMELİ

Diğer Yazıları
Akif CEMİL
Dr. Mehmet SÜRMELİ
İktibas
Mehmet Nezir GÜL
Ömer Erdoğdu
HAVA DURUMU


NİĞDE